Dünya genelinde yapılan bilimsel çalışmalar biraz karamsarlık oluştursa da gerekli tedbirleri almamız açısından da ciddi uyarılar vererek daha dikkatli olmamızı sağlıyor. Bozulmuş şeker metabolizması (insülin direnci, gizli diyabet, aşikar diyabet veya adına ne derseniz) koroner kalp hastalığına yakalanıp bundan dolayı kişiyi ani olarak öldürebilmektedir. Sigara, kolesterol bozuklukları stres, yüksek tansiyon da birer faktördür ama şeker hastalığı için biraz daha iyimser olmamızı gerektiren hiç bir hafifletici sebep yok, başlı başına bir bela…

Eskiden ileri yaş hastalığı gibi düşünülen erişkin tip şeker hastalığı veya diğer adı ile tip 2 şeker hastalığı artık çok erken yaşlarda da karşımıza çıkabiliyor. 10-12 yaşlarında, beslenmesine dikkat etmeyen, turşu yememiş, sebze yememiş, kuru fasülye yememiş, yemek deyince fast-food ve asitli içecekler ile, patates kızartmalarını tanımlayan, egzersizlerini bilgisayar veya tabletlerdeki oyunlar ile gerçekleştiren ergenlerimizde başka ne beklenirdi ki.

Yine yeni bir bilimsel çalışmaya göre erişkin tip şeker hastalığı kalın bağırsak kanserleri oluşumunu arttırıyor. Kalın bağırsak sindirim sistemimizin en son kısmını oluşturan kalın bir hortuma benzeyen organımızdır. Bu organımız kanımıza bazı mikro maddelerin ve suyun emilmesinden sorumludur. Dışkının yani vücuda yaramayan gıdaların son hali burada şekillenip dışarı atılır. Trilyonlarca probiyotik (bağırsaklarımızda bulunan faydalı mikroorganizmalar) burada yaşar. Son yıllarda beyin fonksiyonları ile yakın ilişkili olabileceğine dair yapılan çalışmalar, kalın bağırsaklarımıza adeta 2. beyin denilmesi gerektiğini düşündürmektedir. 2500 yıl önce probiyotik kavramını veya ikinci beyin kavramını bilmeyen tıbbın babası sayılan Hipokrat bile sağlığın bağırsaklarda başladığını belirtmiştir. Kadın ve erkekte sık görülen kanser tiplerinden birisi de kalın bağırsak kanseridir ve giderek artış göstermektedir. Probiyotikten fakir beslenme, probiyotiklerin ölümüne sebep olabilen antibiyotikler, ağrı kesiciler, bazı kadın doğum hastalıkları ilaçları, bazı hormonlar, un ve şeker başta olmak üzere rafine edilmiş ve katkılı gıdalar, lif oranı düşük beslenme gibi daha bir çok sayılabilecek faktör bu faydalı mikroorganizmaları azaltabilmekte ve bağırsak düzenimizi bozabilmektedir. Çok ilginçtir ki şeker hastalarının beslenmesinde de sıkıntılar olduğu için bağırsak ortamı bir iç savaş ortamı gibi olabilmektedir.

BU GİDİŞ GİDİŞ DEĞİL

Obezite konusunda her gün ciddi uyarılar duymaktayız. Dünyada bu konuda bayağı korkutucu yerlere ulaştık, keza şeker hastalığında da öyle. Hiç düşündünüz mü akşam televizyon haberlerini izlerken. Trafik kazaları, cinayetler, kavgalar bitmek bilmiyor. Eğer bilim doğru söylüyor ise insülin direnci başta olmak üzere toplumun beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan rahatsızlıklar beyin fonksiyonlarında bir takım bozukluklara yol açabiliyor. O zaman tam olarak örtüşüyor bazı şeyler.

Süratle obezite ve diğer beslenme bozuklukları ile mücadele etmede ciddi tedbirler alınması gerekmektedir. Özellikle Sağlık Bakanlığımız’ın haklı olarak yaptığı uyarıları bir de pratiğe dökerek her hastanede bir veya birkaç obezite polikliniği açması, sivil toplum kuruluşlarının, belediyelerin, basının, eğitim camiasının bu konuya çok daha duyarlı olması gerekmektedir. Savaş sırasında asma dalından kopardığı üzümün yerine para koyan bir milletin torunları bu gidişle asmayı kökünden kopartan bir millete dönecek. Böyle bir millet hiçbir zaman olmadık, olmayalım.

ŞEKER HASTALIĞI NASIL FELÇ YAPIYOR

Felç, beynimizdeki kan damarlarının hasar görmesi ile oluşan bir durumdur. Kan damarının boyutu, beslediği beyin bölgesi ve alanı ile ilişkili olarak felçler çeşitli şekillerde karşımıza çıkar. İskemik (beyin damarı tıkanması ki en sık görüleni budur), hemorajik (beyindeki damarın kan sızdırdığı durumdur ve çok ölümcüldür) ve geçici atak (kısa süreli bir damar tıkanmasına bağlıdır) şeklinde karşımıza çıkabilmektedir.

Şeker hastalığında felç görülme riski çok daha fazladır. Kanda şekerin artışı zamanla beyine giden ve beyin içindeki damarların iç yapısını bozar. Bu bozulan bölgelerde de zamanla pıhtılar gelişir. Bu pıhtıların zamanla büyüyüp damarı daraltması ve hatta tıkaması sonucu da felçler gelişir.