Obezite ve şeker hastalığı malum çığ gibi artıyor. Bir çoğumuz değişik kaynaklardan un ve şekerin bu hastalıkları tetiklediğini bildiğimiz halde yine de özellikle şeker içeren gıdaları tüketmekten vazgeçemiyor. Şeker hemen hemen her yerde bulunur. Her tür medyada reklamı yapılan sayısız ürüne eklenebilir ve günlük yemeklerimizin, tatil anlarımızın ayrılmaz bir parçası haline gelir oturur. Temelde zihnimizi ve vücudumuzu şekeri almak için eğitiyoruz ve bu da isteği körüklüyor. 2016’da Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma şeker ilave edilen işlenmiş gıdaların farelerde ve insanlarda alışkanlık oluşmasına neden olan davranış şekilleri meydana getirdiğini bulmuştur. Beynimizin ödül merkezinde daha çok dopamin salgılatıp, daha iyi hissetirmek şeker sevgisindeki temel olaydır.
Stres, şekere karşı isteği arttıran en önemli sebeplerden birisidir. Yapılan araştırmalar stres anında salınan kortizol hormonu ile şeker isteğinin paralellik gösterdiğini kanıtlamıştır. Yine iştahı kontrol eden ghrelin hormonunun stres anında daha fazla salgılandığı bulunmuştur. Stresin uzun sürmesi şekerin yanında şekerli ve yağlı gıdalara karşı da isteği arttırmaktadır.
Uyku düzeni ile şekerli gıdaların alınması arasında da bir bağlantı var. Özellikle 2013 Yılı’nda yapılan geniş kapsamlı bir araştırmaya göre yeterince iyi uyuyamayan insanlar şeker, nişasta ve tuzlu gıdaları aşırı derecede arzuluyorlar. Diğer yandan uzun zamandır belirli gıdaların uyku kalitesi üzerine olan değişik etkileri iyi bilinmektedir. Örneğin liften fakir ve şeker içeriği yüksek gıdalar daha kalitesiz ve az onarıcı bir uykuya neden olmaktadır. Protein ve doğal karbonhidrattan fakir beslenmek de uyku süresini kısaltmaktadır. Triptofandan zengin bir akşam yemeği daha kaliteli bir uykuya neden olmaktadır ve aynı zamanda bu kişilerin sabah daha dinç kalktıkları gözlemlenmiştir. Triptofan, serotonin denilen ve genellikle herkes tarafından bilinen hormonun öncü maddesidir. Etlerde (özellikle kuzu ve hindi etinde), sakatatlarda, yumurtada, çiğ kuruyemişlerde, susamda, süt ürünlerinde, kakaoda, yulafta, muzda, mandalinada bulunur. Omega-3, çinko ve folik asit vücudumuzda triptofandan serotonin yapılmasına katkıda bulunan başlıca maddelerdir. Adet dönemlerinde çikolata isteğinin artışı muhtemeldir ki triptofan içeren kakao kaynaklıdır.
Yeni yapılan çalışmalar farelerde bulunan ve kaygı durumlarını kontrol eden Prkar2a geninin tatlı ve yağlı yiyeceklere isteği arttırdığını göstermiştir. Bu geni içermeyen farelerde şeker isteği yoktur. Bundan yola çıkarak insanlarda da genetik olarak tatlı isteğini kamçılayan genetik yapıların olabileceği üzerinde durulmakta ve bu konuda araştırmalar sürmektedir.
TATLI İSTEĞİ İLE MÜCADELE İÇİN
Alışkanlık haline getirmedikçe bazı özel günlerde tatlı isteğini baskılamak için kendinizi zorlamayın. Market ürünlerini alırken etiket okuma alışkanlığınız olsun ve gıdanın neler içerdiğini öğrenin. Yapılan bir çok çalışma gün içerisindeki iyi tempo 15 dakikalık yürüyüşlerin şeker isteğini azalttığını göstermiştir. Taze sebze ve bazı meyveler, badem başta olmak üzere çiğ kuruyemişler, kakao, tereyağı, doğal kaynaktan gelen taze etler, fasulye grubu bakliyatlar tatlı isteğini baskılayabilmektedir. Tatlı isteği ile mücadelede başarısız olursanız mutlaka bir uzmandan yardım alın. Günümüzde güvenilir bir çok ilaç bu isteği baskılamada yardımcı olabilmektedir.
İşin ucu kaçtığında tatlı yemenin acı sonuçlarına da hazır olun.
AKILLI TELEFONLAR MERTLİĞİ BOZDU
Kıymetli okurlarım. Başlık ilk başta size garip gelebilir. Bir çok olumlu yönleri ile hayatımızın değişmez aksesuarları arasında yer alan akıllı telefonları eleştirmeye hakkım yok. Ancak trafiğin vızır vızır işlediği yerlerde bir elinde küçük çocuk, diğer elinde telefona bakıp caddeye atlayan çok kişi ile karşılaşıyorum. Telefon elinde bir çok gence dalgın iken durup yol verdim ve yol verdiğimin farkında bile olmadılar. Bunun da bir cezai müeyyidesi olmalı (Varsa da mutlaka uygulanmalı, uygulanıyorsa da binlerce kez teşekkür ediyorum) diye düşünenlerdenim.