Bu durumun öncelikle ülkemizdeki erişkin nüfusta küçümsenmeyecek bir oranda olduğunu belirterek yazıma başlayayım. Kişide bazı semptomların görüldüğü (halsizlik, daha fazla susama, daha çok sayıda ve özellikle gece idrara çıkma, görmede bulanıklık, yaralarda geç iyileşme, sebepsiz baş ağrıları gibi) durumlarda prediyabet ilk düşünülmesi gereken metabolik hastalıktır. Sabah aç karnına ölçülen şekerin normal sınırı bir miktar aştığı (100-125), HbA1c dediğimiz değerin 5.7 ile 6.4 arasında olduğu, Yemekten 2 saat kadar sonra tokluk kan şekerinin kabul edilebilir sınırları aştığı (140-199) durumdur.

Çalışmalar prediyabetlilerin her yıl % 10 kadarının diyabete geçtiğini gösteriyor. Yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabete gidişi azaltırsınız. Yani geri dönüşümlüdür. Her 2.2 kilo yağ kaybı prediyabet riskini % 16 azaltır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta bilinçli bir şekilde beslenmek, düzenli hareket etmek, stresten uzaklaşablimenin yollarını aramak (profesyonel yardım almak gerekebilir) ve bunları sürdürülebilir olmaktır.

PROBİYOTİKLER CAN DOSTLARI GİBİDİR

İnsan çok farklı bir fizyolojik yapıya sahip canlıdır. Tıp ne kadar gelişme kaydeder ise etsin halen bu fizyolojik yapıyı tam olarak çözebilmiş değil. Bilimsel makaleleri gözden geçirdiğimizde her gün yepyeni bilgilere ulaşıyor, vücudumuzun bir çok farklı yönünü daha öğreniyorsunuz. Dehşet verici bir organlar topluluğuna sahibiz. Sadece bağırsaklarımızda 100 trilyon canlı mikroorganizma var. Bunlar adeta birer taşeron. Adları da probiyotik mikroorganizma. Bağırsaklarımızı tam olarak açtığımızda koca bir futbol sahası kadar alan oluşturur. Yaklaşık 350-400 metrekarelik bu alan içerisinde inanılmaz faaliyetler oluşur. Bu faaliyetlerin en önemlisi de sindirilen besinlerin vücudumuza katılması, yani emilmesi, kana karışması olayıdır.

Probiyotik adı verilen canlılarımızın varlığı bizi biz yapan faktörlerdendir. Probiyotikler hakkında epeyi bilgiye sahibiz ve her geçen gün de bu bilgilere yenileri eklenmekte. Örneğin Dr. David Williams probiyotikler için şu 7 maddeyi sıralıyor. 1-Özellikle yaşlılarda bağışıklık sistemini arttırır. 2-Mutlu eder. Çünkü bağırsakların beyin ile aynı kök hücrelerden geldiğini ve ikinci beyin olarak adlandırıldığını biliyoruz. Probiyotikler depresyonda ve sosyal kaygı durumlarında son derece olumlu etkiler gösterirler ve artık tedavide yer almaktalar. 3-Obezitede uzun süre kullanıldıklarında kilo verdirirler. 4-Erişkin tip şeker hastalığında açlık kan şekeri seviyelerini düşürürler. Şeker hastalığının daha da kolay kontrol altına alınmasını sağlarlar. 5-Antibiyotik kullanımı ile bozulan bağırsak dengesini düzeltmeye çalışırlar. 6- Bağırsaklardan madde emilimini kontrol altına alarak alerji yapan maddelerin kana geçişini engellerler. 7- Cildimizde bulunan ve genç bir cilt görünümünü sağlayan faydalı bakterilerin etkinliğini arttırırlar, genç görünürüz.

24 Ağustos 2017 Tarihli The Independent, Olivia Peter imzalı bir makalede ise uzun ömürlü olmak için mutlaka peynir yemelisiniz diyor. Peynirler çok iyi birer probiyotik kaynağıdırlar. Peynirin iltihap giderici ve bağışıklığı arttırıcı etkileri eskiden beri bilinmektedir. Ayrıca düzenli peynir tüketilmesi kalp damar hastalıklarından da korumaktadır.

Batı dünyasında gıda ile ilişkili alerjiye bağlı ölümlerin en sık sebebi yer fıstığı ile ilgili olanıdır. Avustralya’lı hekimler 18 ay boyunca probiyotikler ile tedavi ettikleri fıstık alerjisine sahip çocukların üçte ikisinde fıstık alerjisinin ortadan kalktığını izlediler. Büyük Hun İmparatoru Atilla Roma Seferi sırasında askerlerine su içmeyi yasaklamış ve mataralarına kefir koydurtmuştur. Vebanın insanları kırıp geçirdiği bu dönemde pek çok Romalı ölürken tek bir türk askerinin bile vebadan ölmediği kayıtlara geçmiştir. Kefir de mükemmel bir probiyotik kaynağıdır.

Demek oluyor ki bir ülkenin toprakları ne kadar fakir olur da o ülke ne çekerse bağırsaklarımızdaki probiyotikler de azaldığında vücudumuz da o oranda sıkıntılar çeker. Ne ilahi adalet, ne inanılmaz denge, gel de şaşırma. Ne ekiyorsan onu biçiyorsun hem vallahi, hem billahi.