Biri gelir seni sen eder, biri de gelir seni senden eder diyor yüce Mevlana. Buna karşılık Şems-i Tebrizi’de diyor ki: Anladım ki insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki onlar biz istediğimiz kadar hayatımızdalar, göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar.
İnsanlık kavramı binlerce yıldır tanımlanıp duruyor. Konfüçyus’a göre insan öğrenmeyi bilen bir hayvandır. Filozofların bu konuda çok farklı bakış açıları var. Kimine göre düşünen bir hayvan, kimine göre araştıran bir hayvan, kimine göre her şeye alışan bir hayvan, kimine göre tartışan, kimine göre çıkarını düşünen bir hayvan, kimine göre de tam tamına bir hayvan. Sokratese göre insan bilerek kötülük yapmaz ve birinin içinde kötülük varsa bu onun bilgisizliğinden kaynaklanır. Bu nedenle kişileri bilgili hale getirmek gereklidir. Bilgi erdemleştirir. Ayrıca Sokrates ahlâki kurallara sıkı sıkıya bağlı olmak ve içimizde sevgiyi barındırmak zorundayız demiştir.
İnsanı diğer yaratılmışlardan ayıran şey bedeni değildir. İnsan dilini geliştirmiş ve konuşmaya başlamış, dünyayı zihninde şekilleyerek yaşamına bu çerçevelerde yön vermiş ve düşüncelerini geliştirmiştir. Bu yolla eskiden korktuğu için taptığı güneşten bugün elektrik elde edebilecek düzeylere gelmiştir. Ancak Martin Luther King’in söylediği gibi: Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ancak kardeşçe yaşamayı unuttuk. İnsanın tanımı konusunda Burj Dubai (Burç Halifa) nin kaç katı kitaplar yazılsa da aşağıda yazdıklarım insan olmanın gereği için olmazsa olmazlardandır.
İnsanı insan yapan pek çok faktör var. Beslenme özellikleri de bunun bir parçası. Beynimizde bulunan ve nöron adını verdiğimiz hücrelerimizin arasında elektriksel ve kimyasal iletiler var. Bu iletiler ile gülüyor, düşünüyor, hareket edebiliyor, ihtiyaçlarımızı karşılıyor, eğitilebiliyor ve kısacası insan fizyolojisine uygun olarak yaşıyoruz.
Serotonini duymayan kalmamıştır. Mutluluk hormonu da diyorlar. Bu madde hem beyinde hem de bağırsaklarımızda yapılıyor. İyi bir ruh hali, hafızanın işleme yeteneği, iştahın düzenlenmesi, cinsel sağlığın sürdürülebilmesi için serotonin çok önemli. Serotoninin vücutta yapılabilmesi için triptofan denilen bir maddeye ihtiyacımız var ve bu triptofanı dışarıdan almaz isek serotonini yapmak için vücudun kullanabileceği bir başka madde yok. Çünkü triptofan ancak ve ancak bazı besinler ile vücuda alınıyor ve işleniyor. Peynirler, yoğurt, et, yumurta, badem, süt, yulaf, ceviz, kakao triptofan kaynaklarından bazıları.
B12 vitamini, B6 vitamini ve tirosin dediğimiz maddeler de vücudumuzda eksik olursa bazı beyin ileticilerinin yapımı yine oluşamıyor. Bu mikro besin maddelerine ve vitaminlere bilim her yıl başkalarını da ekliyor. Gerçekten birileri gelip bizi biz yapacak malzemeleri veriyor, birileride gelip ne varsa silip süpürüyor bizlere de akşama kadar oturan nöronlar kalıyor.
BEBEKLER VE YARINLARI
Mekanı cennet olsun. Tıp Fakültesinde okurken çocuk sağlığı hocalarımızdan biri şöyle demişti ve hiç bir zaman unutmadım: ‘’Çocuğun karakteri 6 yaşına kadar oluşur, ondan sonra iş çok zor’’. Sonraları öğrendim ki bu sözün benzerini yıllar önce büyük filozof Konfüçyüs söylemiş. Evinizdeki saksıda büyüttüğünüz çiçeği bile belli aralıklarla suluyor, toprağını değiştiriyor, bazan güneşe tutuyor, bazan çekiyorsunuz. Yani ilgilenmeden olmuyor. Bir de kainatın efendisi olarak kendini tanımlayan insanın yetişmesi için neler yapmalı bir düşünün.
Anne, gebeliği düşündüğü andan itibaren gıdalarından tutun da kullandığı ilaçlarına, kaçınması gereken kimyasallara, soluduğu havaya dikkat etmelidir. Ayrıca egzersiz ile kaslarını toparlamaya başlamak zorundadır. Gebelik süresinde de bu konulara azami dikkat etmelidir, emzirirken de. Bundan sonra işler daha da zorlaşıyor.
İleride çocuğun akıl ve beden sağlığının mükemmel olması için Harvard Psikoloji Uzmanları bakın neler söylüyor. 1- Çocuklarınızla takılın. Bu her şeyin temelini oluşturur. Dünya hakkında kendiniz hakkında ve kendisi hakkında ona sorular sorun ve onu dinleyin. 2- Çocuklarınızı emanet ettiklerinizin de son derece bilgili ve çocuğunuz ile iyi iletişim kurabilecek bireyler olması önemlidir. Çocuğun da, bu kişilerin sizler gibi onları önemsediğini anlamaları çok önemlidir. 3- Etkisi altına girebilecekleri aktiviteleri bulana kadar onları gezdirip çevreyi tanıtın. Örneğin bir spor dalını sevip sevmeyeceklerini gözlemleyin, sevmiyorsa nedenlerini araştırın. 4-Onlara şükran duyguları aşılayın. Teşekkürü öğretin. Bu duyguları taşıyan çocuk ileride merhametli, cömert, yardımsever bir insan olur. Nadiren, nazik davranışları karşısında ödüllendirin 5- Yıkıcı duygularını kontrol edin. Öfke, utanç, kıskançlık duyguları ile nasıl baş edeceğini öğretin. 6- Onlara büyük resmi gösterin. Yani sadece aile ve çevresindeki birkaç arkadaşın varlığını değil toplumu, değişik coğrafi ve kültürel farklılıkların olduğunu anlamasına yardımcı olun.
Zor gibi görünse de o kadar zor değil. Ancak sonuçta ileride sapıklık yapmayan, hayvanlara eziyet etmeyen, birbirine ve yaşadığı dünyaya saygı gösteren insanın meydana gelebilmesi bunlara bağlı. Bazan demiyor değilim kendi kendime. 6 yaş bitinceye kadar bir sihirli deynek üzerimize değse ve sevgi dolu bir birey yetiştiren toplum haline gelsek. Kim yıkar, nasıl yıkar bizi cümle alem görsün bakalım.