Yıldızları süpürmek

Abone Ol

Bazen yıldızları süpürürsün, farkında olmadan. Güneş kucağındadır, bilemezsin. Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür. Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın. Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın. Uçar gider, koşsan da tutamazsın diyor W.Shakespeare.

Kıymetli okurlarım. 2006 Yılı’nda Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi bir hastalık olarak kabul etmiştir. Hem de ne hastalık. İnsan bedeninde kasların, kemiklerin, diğer organ ve dokuların belirli bir oran dahilinde olması gereklidir. Yağların da öyle. Vücut yağ oranımızı artık çok düşük doğrusal elektrik akımı veren cihazlar ile bir çok merkezde ölçebiliyoruz. Gerçeğe çok yakın değerleri veren bu cihazlar verdikleri akımın kas, yağ ve diğer dokulardan geçmesi esnasında bize bu oranları verirler. Kadınlarda yağın üst sınırı (farklı ülkeler farklı değerler de verse genellikle bu değerler esas alınmaktadır) % 24, erkelerde ise % 18 dir. Bu yağ oranları ne kadar artar ise bizler de o derece obez olmaktayız.

Diğer yandan bu yağların biriktiği yerler de çok önemlidir. Basen bölgesinde (ki buna kadın tipi veya armut tipi yağlanma diyoruz) biriken yağlar genellikle karın tipi yağlanmaya (elma tipi veya erkek tipi yağlanma) göre daha az risk taşımaktadır. Karında biriken yağlar insülin direncini ve karaciğer yağlanmasını daha ön planda başlatacağı için bunun sonucunda metabolik sendrom ve diğer başka komplikasyonlar bizleri çabucak bulur. Ancak sonuçta vücut yağının öyle veya böyle artması kemik ve kas hastalıklarından felçlere, kanserlerden kalp damar hastalıklarına, depresyondan uyku apne sendromuna kadar bizleri ölüme götüren bir çok hastalığa kapı açar.

Kısa bir süre önce yakın bir akrabamın Bodrum’daki oteline gittim. Her şey dahil bu otelde özellikle çocukların beslenmelerine çok dikkat ettim. Genellikle Polonya, Rusya, Romanya, Bulgaristan ve arap ülkelerinden, okullar açılacağı için ise çok az ve küçük çocukları olan türk ailelerden ibaret konuklar vardı. Konukların beslenmeleri tam bir facia. Her çocuğun elinde patates kızartması, asitli bir içecek. Akşam yemeklerinde ise etleri, yeşillikleri, dünya kadar sebze yemekleri, deniz ürünleri ile metrelerce uzayan servis masalarında en çabuk tükenen gıdalar inanın makarna, patates kızartmaları, hamur işi tatlılar oldu. Artanları gözlemlemek için saat 21.30 da yine yemek salonuna indim ve sağlıklı ne varsa onlar artmış. Yeşilliklere dokunan bile yok.

Düşünün. Damak tadı nasıl şekillenirse ileride de o tarz beslenme bizleri esir alıyor. Erken yaşta stentler, diyabet ilaçları, protezler, sözde mide koruyucular, antidepresanlar ve hastalıklar ile geçen bir ömür bizlere kendi armağanımız olarak sunuluyor. Yıldızları süpürüyoruz farkında olmadan.

KİLO VERİRKEN PATRON BEYNİNİZDİR.

Bir seyahat esnasında trafik kazası geçirdiğinizi düşünün. Şuurunuz kapalı, yoğun bakıma alındınız. Yapılan tetkikler sonrası ağız ve dişleriniz, çene kasları ve kemikleriniz, yemek borusu, mide, karaciğer ve bağırsaklarınız sağlam. Sadece beyin sarsıntısına bağlı olarak şuurunuz kapalı. Ama yemek yiyemiyorsunuz. Bizi yedirtenin mide ve diğer sindirim organları değil beynimiz olduğu ortaya çıkıyor. O zaman midemize yaptırdığımız bir takım cerrahi işlemler, başka girişimler beynimize söz geçiremediğimiz takdirde sizce ne dereceye kadar başarılı olabilir. Acaba bu işlemler bize bir müddet zaman kazandırıp tekrar eski kilomuza doğru bizi gönderir mi? Meslek hayatımın büyük bir kısmını uzmanlık tez konum olan obezite ile uğraşarak geçirdim. Uzun yıllar gözlemlediğimde bu işlemlerden sonra tekrar eski kilosuna dönmeyen çok çok az sayıda kişi gördüm. Bu kişilerin de emin olun hemen her biri psikolojik destek alarak bu durumlarını sürdürebildiler.

Kilo vermek için en fazla uygulanan yollardan birisi de kalori kısıtlamaktır. Oysa A. Maslow temel ihtiyaçları anlatırken karnımızın doyması gerektiğini ilk sıraya almıştır. Açlık insana her türlü kapıyı açar. Açlık nedeni ile gurbete gidip karnımızı doyurmak ne acıklı türkülerimize konu olmuştur. Kötü yola düşmek, rüşvet yemek, hırsızlık yapmak da açlığın getirdiği durumlardandır. O zaman beynimizin talimatı ile karnımızın doyması ilk koşuldur. Yapılan yanlış patlayana kadar yemektir.

{ "vars": { "account": "G-5Y3NLJ44B6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }