SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ah biz bahtsız gazeteciler ve sevgili Can Ertan...

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 05.02.2022 20:40

Bundan böyle, (Allah sağlık verirse tabii) ana vatanım, son kalem Loodos'un yanı sıra, haftada iki gün okurlarımla Sosyal TV aracılığıyla buluşacağım. (Zira Enhar Güneş yürek yedi.)

Vesileyle merhaba...

Ancak bu kez buruk bir merhaba...

Eksik ve yitik bir merhaba...

Kıymetli bir meslektaşımızı daha yitirdik.  Sevgili Can Ertan'ı kaybettik.

Bir kişi daha eksildik.

Eli kalem tutamayanların, doğru düzgün tek bir makaleyi dahi layığınca yazamayanların, (Düşünün... Tek bir makale diyorum. O kadar hazindir vaziyet) üretemeyenlerin, ancak üretemediği oranda tüketenlerin ahkam kestiği...

Bari orta okulda zorunlu tutulduğunu umduğum, (Faraza) Çalıkuşu'ndan başka tek bir roman dahi okumadıklarını düşündüğüm...

Büyük bir azim ve tutarlılıkla hiç ama hiç okumamışların (Perişan metinler ortaya koyarak) kalem ağlattığı bir (marazi) sektörde, entelektüel yönünü ciddi anlamda geliştirmiş, iyi okuyan ve güzel yazılar yazan Can Ertan, özel ve kıymetli bir insandı benim için.

Ne zaman konuşsak, "sıraya koyduğum kitaplarımdan okumaya devam ediyorum Özlem'cim" derdi.

Seçmeli ve göreceli ıssız bir adamdı Can Ertan...

 Kitapları, müziği, filmleri, hatıraları, eski Bursa'sı...

Ya da, ıssız olan aslında bizlerdik!

Hırslar, egolar, günlük, anlık, en babası haftalık ya da aylık mücadeleler...

Pay kapmalar, yer kapmalar, ön almalar... Kapamamalar, alamamalar...

Biz, fazlasıyla vasat ve hatta vasatın dahi altındaki bir kalabalığın içinde, fazlasıyla sıradan ve dünyeviydik. O ise farklı bir boyutta yaşamayı seçmiş münzevi...

Çok yakınım değildi. Ama uzağımda da değildi Can...

"Aman, uzak dursun" istediklerimden ise hiç değildi.

O hep olsun... Onun canı nasıl istiyorsa öyle olsun.

Kimse ona bulaşmadan, sataşmadan, nerede istiyorsa orada, bildiği, istediği gibi olsun diye düşündüğüm bir insandı.

***

Bundan yıllar yıllar önceydi Can'ı ilk fark edişim...

Benim meslekteki tıfıl yıllarım. Politika muhabiri olarak izlediğim bir CHP İl kongresinde Can Ertan il Başkan Adayı olarak kürsüde...

O neydi öyle?

O nasıl bir üslup, o nasıl bir dil, o nasıl bir isyan, o nasıl bir hitabetti...

"Bu adam ne okumuş?" Diye düşünmüştüm... (Akademik kariyeri değildi merak ettiğim.) Yalnızca okumuş insan da değil üstelik. Okumuş, düşünmüş, toslamış, devrilmiş, kalkmış, hatta kalkamamış...

Sorguladıkça dağılmış, dağıldıkça heder olmuş...

Kaderin sillesini yiyerek değil de, farkına vardıkça ve sorguladıkça heder olmuş insanlar vardır.

Tuzu kuru, hatta kupkuru olabilecekken, her dönemin trendi olabilecekken, tercih etmediği için olmamış...

Rahatlıkla "En"lerinden olabileceği sürüden kendince sebeplerle ayrılmış, bir Martı Jonathan tavrı sezer, bunun için de ayrı bir severdim Can'ı...

Tutamak'ları vardı Can'ın... Edebiyat gibi, sanat gibi, müzik gibi...

Nicedir, kimselerin itibar etmediği nezaket gibi...

Siyaset denilen (Ekseriyetle) patolojik ortamdan uzak durması gerektiğine inanırdım hep.

Siyaset için çok fazlaydı Can...

Ya da (kim bilir) çok eksik...  Çok az, çok yetersiz, çok dirençsiz...

O'nunla her konuştuğumda, daha çok kitap okumak, daha iyi müzikler dinlemek ve sanatsal yönü olan filmler izlemek isterdim. 

Özendirmeye çalıştığından falan değil. Baştan aşağı öyle yaşadığı için. Yaşamı öyle sevdiği ve doldurduğu için.

En son izlediğim filmi de son konuşmamızda Sevgili Can önermişti. Leonardo DiCaprio ve Jennifer Lawrence'nin oynadığı "Yukarı Bakma!" (Meğer, son zamanda epey bi popüler olmuş ancak ben her zamanki gibi kaçırmışım.)

Can, bana önerirken, filmden çok daha güzel anlatmıştı ana temayı... (Can'ın konuşmasının yanında film pek vasat kaldı ne yazık ki...)

"Öyle bir hale geldik ki Özlem'cim... Kimse gerçekleri görmek, gerçeği bilmek, gerçekle yüzleşmek istemiyor artık..."

Diye başlayarak, öyle bir anlatmıştı ki...

Birlikte izleyebilmek için kızlarımı kandırdım "Leonardo DiCaprio'nun harika bir filmi varmış, mutlaka izlemeliyiz" diye, salt DiCaprio pazarlayarak.

***

Can'la son konuşmam oldu bu.

Çalıştığı gazeteden ayrıldığını öğrenmiş, zaten o sebeple aramıştım.

"Çalıştığı süreçte de haksızlığa uğradığını, son dönemde ise kabul edilmesi mümkün olmayan bazı teklifler aldığını ve bu sebeple de çalıştığı gazeteyle yollarının ayrıldığını" anlatmıştı yine olanca naifliğiyle, hiç efelenmeden. (Birinci ağızdan, bizzat kendisi...)

Bense, kendi üslubumla yorum yapmıştım, zerre kadar naif olmadan!

Sonra, "keşke..." dedim Can'a...

"Keşke Lodos'ta yazsan. Bunu nasıl isterim..."

" Onur duyarım Özlem'cim. Ancak bir süre dinlenmeye ihtiyacım var. Ekonomik açıdan da sıkışık bir dönemde olmadığım için bir süre dinlendikten sonra tekrar konuşalım..."

***

Sonra Can hastalandı. Sonra Can öldü.

O'nu ne Lodos'ta görmek kısmet oldu ne de yazılarını başka bir yerde okumak...

***

Ancak, çok hazin başka şeyleri görmek kısmet oldu.

Hem de, tekrar tekrar görmek. Tekrar tekrar yüzleşmek...

Bugüne kadar Lodos'ta onlarca kere yazdım. Bu kez de Sosyal TV okurları için gelsin.

Buraya kadar olanını Sevgili Can için, onun ardından yazdım. Elimden geldiğince edebimle yazdım. İfadelerimi dikkatle seçmeye çalıştım.

Başka hiç bir hayatı kirletmemiş bir güzel insanı, ona yaraştığını düşündüğüm şekilde uğurlasın istedim yazı.

Şimdiyse gerçeklerle yüzleşme vakti.

Bu kentte gerçek basın emekçilerinin, gerçek okur-yazarların zerrece kıymeti yoktur!

Gazeteci adı altında toz kaldıran bir grup kolpacı, dalkavuk ve tetikçi edepsizce piyasa yapmaktadır.

Buna da nicedir göz yumulmaktadır.

Zira, (Her birinizin ayrı ayrı üzerine alınmasını bizatihi isterim ki) bu kentte meslek örgütü falan yoktur!

Kendisini meslek örgütü olarak tanımlayan bir kaç tuhaf yapı vardır.

Ancak, onların da varlık sebeplerinden haberi yoktur.

Misal, Can Ertan için uğurlama töreni düzenleyen ÇGD Bursa Şubesi...

Duyduğum kadarıyla, Sevgili Can'ı da aidatını ödemediği için vakti  zamanında üyelikten atmış, lokal adı altındaki ticari restoranın derdine düşmüş, yalnızca kendi kendilerini, yalnızca birbirlerini kollayan bir kaç kişiden ibaret dar kapsamlı masonik refleksler sergileyen solcu ÇGD.

ÇGD Bursa'da o denli solcudur ki, AİDAT PARASI ödemeyen ya da ödeyemeyen ne kadar gazeteci varsa bu kentte, hepsini şutlamıştır!

"Para yoksa, üyelik de yok. Üyelik yoksa, dayanışma da yok. Ne halin varsa gör!"

Yıllarca bu düsturla, "sen, ben, bizim oğlan" seçkinciliğindeki üç beş kişiyle sol ve evrensel gazetecilik yapan ÇGD, şimdilerde vahametin dozunu arttırarak "Lokal-Restoran yoksa, meslek de yok, örgütlülük de!"

Aşamasına gelmiştir.

Bu aşama, öyle bir ağır dram efektiyle kamuoyuna yansıtılmıştır ki, CHP üyesi olan gerçek basın emekçilerinin ne halde olduğu umurunda dahi olmayan bir kısım CHP'li, ÇGD Bursa'da sol adına örgütlü gazetecilik yapabilsin, mesleki dayanışmayı en üst düzeyde sergileyebilsin diye, bahçeli, efil efil lokal-restoran yeri bakmaya ve bulmaya başlamıştır.

Aksi halde neymiş?

"Gazetecilik susturuluyormuş!"

Hadi ordan!

Aidat paran yoksa, üyelik yok!

Restoran yoksa, örgütlülük yok, dayanışma yok.

Hatta gazetecilik yok!

Vay vay vay vay...

***

Son yolculuğuna sizin restoranın orada yapılan törenle uğurlanan Can Ertan'dan haberiniz var mıydı?

Ne yaşadı? Ne etti?

İşinden neden ayrıldı? Ayrıldığında ne haldeydi?

Aradınız mı? Sordunuz mu? Bildiniz mi?

Yok!

O'nun yerine, kendinizi ve kendinize benzer insanları kollayabileceğiniz getiriyi elde edebilecek ticari bir faaliyet alanı peşine düştünüz?

Daha da nete getirelim.

ÇGD, lokal adı altındaki ticari restoranın derdine düştü Bursa'da. ÇGD'ye münasip bir restoran bulunamadıkça sola ihanet ettiğini düşünen bir kısım CHP'li de, bu yapıya restoran yeri bulmanın derdine!

Git gir kardeşim derneğin olanaklarıyla Gazcılar'da bir iş hanına. Taşı derneğini, sürdür faaliyetini.

Gazcılar kesmezse, Fomara var, Heykel var. Altıparmak var, Beşevler var.

Yap oralarda dernekçiliğini, göster dayanışmanı, paylaş olanaklarını...

Hatta ondan önce, restoranlı zamanlarınızda derneğin olanaklarından şu kentteki hangi gazeteci ne oranda pay aldı?

Kime derman oldunuz? Kim işsizken, hastayken, dardayken yanında oldunuz? Kimin çocuğuna burs verdiniz? Kimin ilaç-doktor parasını yetiştirdiniz?

Biraz bunları anlatın?

***

BGC desen, zaten statik ve ayrı bir boyut.

Üyesi olmayan emekçinin yanında yok, sahada yok, dertte yok, tasada yok.

Kendi aralarında kurdukları bürokratik bir sistemde, "ne haliniz varsa görün!" Mantığı ile varlığını sürdürüyor.

***

Hadi bunlar böyleyken, bari gençler gerçek anlamda mesleki dayanışmanın önemini anlar ve örgütlülük bilincinde olur diye, İnternet Gazetecileri Derneği bir şeysine destek verdik.

Başında Mesut diye bir çocuk var, arada Ankara'ya giderek gazetecileri kurtaran adam edası ve takım elbisesiyle siyasetçilerin arasında poz veriyor.

Sanırsın, Basın Yasası'na son şeklini Mesut veriyor. Meslek için ne lazımsa, Mesut o son temasta Ankara'dan kapıp getiriyor.

Soruyorsun  Mesut'a:

"Oğlum aidat alıyorsun, elinde fatura koçanı, belediyelerden çıkmıyor, sürekli iş kotarıyorsun!

Eeee... Kime ne faydan var? Paralar nerede Mesut?"

"Nerede olacak Ablacım. Türkiye genelindeki tam 300 siteye (Yazıyla ÜÇ YÜZ) reklam-banner desteği veriyoruz. Hepsine ödeme yapıyoruz. Daha ne olsun?"

...???

"Hay hay... Ne mutlu sana Mesut. İftihar ettik Mesut.

Türkiye genelinde yayın yapıp da, sizin de reklam-banner desteği ile bahtiyar ettiğiniz hangi 300 sitedir Mesut?"

TISSSS...

"Oğlum, söylesene hangi siteler? Hangisine ayda kaç liralık destek veriyorsun?"

PISSS...

Endişem o ki, (lütfen yanılt beni Mesut. Mahcup et!) Mesut da bizi yiyor zaar?

Aylar önce sordum. Geveledin. Bir daha sordum. Kekeledin.

Yazıyla sordum. Pıstın.

Sosyal medyadan sordum. Tırstın!

***

Bu kez de Sosyal TV okurlarının huzurunda sorayım.

Evladım Mesut...

Elinde fatura koçanı, belediye belediye geziyorsun.

Kimin için? Ne için?

Ha, bu ticari bir faaliyetse ve sen şayet ticaret yapıyorsan. Anında susarım.

Bir daha asla sormam. Ne haddime!

Ve fakat...

İddianız üzerine şayet bir meslek örgütüyseniz, çıkıp tek tek anlatmak ve hatta üyelerini ikna etmek zorundasın. (Birisi bu çocuğa Dernekler Yasası'nı okutsun.)

Bugüne kadar kimden ne kadar gelir elde ettiniz?

Nerede, nasıl harcadınız?

Bak bu kaçıncı soruşum Mesut?

...

Hem Lodos Medya, hem de Özlem Yağmur olarak beni çifter çifter üye yaptın ya derneğe...

Hem Lodos adına, hem de benim adıma ayrı ayrı üyelik aidatı aldın ya Mesut?

Ben de sizin, dayanışma içerisindeki örgütünüzün bir parçasıyım ya?

Türkiye genelinde destek verdiğiniz-para gönderdiğiniz o 300 sitenin listesini istiyorum senden?

Hangi 300 site?

Hangi birine ne kadar ödeme yaptınız?

Bu kadar basit.

Hem sonra, yok ki fena bir niyetim.

Sen, başında bulunduğun derneğin Misakı Milli sınırları içindeki tam 300 siteye verdiği o şanlı desteği açıklayacaksın.

Ben de, üyesi olduğum dernekle kıvanacağım.

Kıvanmak kesmeyecek...

"Bursa ne ki! Benim üye olduğum meslek örgütü Türkiye genelindeki tam 300 siteye ekonomik destek sağlıyor" diye şişinip gezeceğim.

Sen benden bu mutluluğu niçin esirgiyorsun?

YAZARIN NOTU:

Nurlarla uyu onurlu kalem, başka bir hayatı hiç ama hiç kirletmeden giden Can Ertan...

Bursa ve gazetecilik mesleği için bir büyük kayıpsın.

Unutulmayacaksın.