Eski hariciyeci CHP İstanbul milletvekili Namık Tan, İsrail soykırımına karşı çıkanları “Yanaşma kalabalıklar” olarak nitelendirmiş.
Biraz sözlük karıştırıp Yanaşma ne demektir araştırınca; karşımıza çıkan cevaplar:
1.Yanaşmak, yanına yaklaşmak işi.
2.Genellikle bir çiftçi yanında çalışan işçi
3.Tufeyli (asalak) uşak, hizmetçi, Sığıntı
4.Kapatma, metres
Siyonist ABD ve İsrail’in Gazze’de soykırım yapmaya başladığının henüz yirmi ikinci gününde İstanbul’da düzenlenen mitinge CB Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ve DSP Genel Başkanı Önder Aksakal katılmış, alanda ise 1 milyon 500 bin İnsan toplanmıştı.
Ülkemizde hemen her hafta, her şehirde Filistin’e destek yürüyüşleri yapılıyor, İsrail soykırımı protesto ediliyor. ABD’de Üniversitelerde, İngiltere dâhil Avrupa’da görkemli bir şekilde İspanya ve İskandinav ülkelerinde aynı yürüyüş ve protestolar yapılıyor. Namık Tan tarafından bu kalabalıklar; yukarıda dört madde de açıklamaya çalıştığımız “Yanaşma kalabalık” olarak yaftalanıyor. Cumhurbaşkanı dâhil biz hepimiz Filistin’e destek veren herkese yanaşma demiş oluyor.
Abartma diyenler olabilir ama kendisi hariciyeci olduğu için, her sözün nereye gideceğini iyi hesap eder, etmelidir. Konuşma anında bu sözü söyleseydi; sürçülisan diyebilirdi. Maalesef bu ifade sosyal medya hesabından, yani yazılı olarak yapılmıştır.
Tam olarak ne demişti?
Hakan Fidan’ın “İsrail’in tasmasını sahipleri eline almalı ve sahip çıkmalı” sözünü İsraillilerden önce eleştirmeye kalktı ve "Diplomasi: az konuşup, çok işi sessizce yapmaktır. Hezeyana kapılmamaktır. Kitleleri coşturmanın baştan çıkarıcılığına ket vurabilmektir. Yanaşma kalabalıkların yapay övgülerine kapılmamaktır" dedi.
Namık Tan şimdi sana okkalı laflarla ne demeli?
Bülent Arınç Bursa Milletvekili olduğu dönemde Leman Sam’ın kurban kesme ile ilgili “İŞİDÇİ ile kurban kesen aynı duygudadır” diye cahilce bir benzetmesi olmuştu. Bayram programında bu konuyu dile getirip tenkit eden Arınç konuşmanın bir yerinde toplantıda bulunanlara, sanatçı için “Ne diyorsanız içinizden deyin” demişti. Bu yazıyı okuyanlara, Namık Tan’a ne diyorsanız içinizden deyin diyorum. Ama şunu da açıktan söylüyorum “Yanaşmalık sana yakışır” Beyanatların İsrail’den Yunanistan’dan, alkış alıyor. Bu ülkelerin yanaşması mısın? Diye soran olsa “ne münasebet” dersin “o zaman bu münasebetsiz sözleri kime şirinlik yapmak için sarf ettin?” Yoksa sen CHP içinde ABD’nin İsrail’in güvenilir adamı, kayyumu musun?
Mavi Vatana masal dedin. Senden önce CHP’nin dış politikasına yön veren Ünal Çeviköz "Mavi Vatan diye 200 mile kadar uzanan alanı, kendi egemenlik alanınız olarak görürseniz, o zaman biraz saldırgan ve yayılmacı bir algı yaratırsınız” demişti. Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal ise “Mavi Vatan emperyalizm değildir, hakkına hukukuna Akdeniz’de sahip çıkmak. Buralar da vatandır demektir” dedi.
Yunanistan sırtını ABD ve Avrupa’ya vererek bize karşı saldırgan davranıyor. Uluslar arası hukukumuza el atıyor. Böyle bir ortamda Mavi Vatan söylemi için bu zırva laflar başka ülkelerde ihanetten yargılanmaya sebep olur. Putin Rusya’sında ise kim vurduya bile gidersin. Ama şunu bilesiniz ki; Yunanistan her ikinizle de gurur duyuyor.
Çeviköz İngiltere, sen ABD büyükelçiliği yaptın. Oralarda ne gördünüz de batı karşısında bu denli ezik duruyorsunuz. Türkiye düştüğü yerden bir asırdır kalkamadı. Bunda sizin gibi “batı ne der korkusu” yaşayanların payı çok büyüktür.
Karabağ, Ermenistan’dan kurtarılırken; selefin Çeviköz "Maalesef gelen haberlerde, Türkiye'den Azerbaycan'a silah yardımı yapıldığı ve söylentilere göre cihatçı grupların da Azerbaycan'a gönderildiği ifade ediliyor." Demişti. Bu ne demektir?
Size kalsa Karabağ hala Ermenistan’ın işgalindeydi. Ne oldu? Susmadık, ezik durmadık, Adam gibi hareket ettik, Karabağ işgalden kurtuldu.
CHP her ne kadar Atatürk tarafından kurulmuş olsa da yaklaşık 50 senesinde (belli bir süresi Atatürk’ün başbakanı olarak) İnönü imzası vardır.
İsmet İnönü istiklal savaşı öncesi Amerikan mandası istiyordu. Bu konuda Kazım Karabekir’e 27 Ağustos 1919 tarihli mektubunda " memleketi parçalamadan ABD denetimine bırakmak yaşayabilmek için yegâne ehven çare gibidir."
(Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1960)
Aynı ifadeler (D.Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, I/256)
Dikkat edilirse Erzurum kongresi 23 Temmuz 1919 tarihinde yapılmış, bu mektup ise 27 Ağustos 1919 tarihlidir. Yani Erzurum kongresinden tam otuz dört gün sonradır. İşin özü: İnönü; milli mücadelenin başarısına inanmıyordu.
Maalesef ABD mandasında yaşamak, bu Monşer diye anılan ezik hariciyeciler sayesinde hâlâ beyinlerden silinemedi.
Sadrazam Damat Ferit Paşa gibi küfürler edilen, eleştirilen bir adama; Saltanat şurasında (Padişahın da hazır bulunduğu en üst düzey geniş katılımlı toplantı) Amerikan Mandasını tavsiye eden Rauf Ahmet Bey’e “Rica ederim, himaye mevzubahis olamaz” demiştir. (Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, I/205)
Enver Paşanın; Erzurum’u Musul’dan, Edirne İstanbul’u batı Trakya’dan, İzmir’i Ege adalarından koruyabilirsin diye bir tespiti vardır. Doğrudur. Sebebi de vatan toprağı sınırlardan korunamaz tezi Osmanlı’dan miras bir stratejidir. Devletin uyuduğu zannedilmesin. Her şey biliniyor ve Türkiye gerek diplomasi ve gerekse askeri alanda tahminleri yanıltan boyutta ciddi hamleler yapıyor. Şöyle bir düşünelim Amerika’nın CİA, İsrail’in Mossad, İngiltere’nin MI6 istihbarat ağının olduğu bir yerde; Türkiye Libya ile “Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzalayıp gizli servisleri açık düşürmesi büyük devlet operasyonudur.
İnönü kişilik olarak Atatürk gibi atak biri değildi. Churchill, ikinci cihan harbinde iki gün uğraştı ama İnönü’yü ikna edip Nazilere karşı bir cephe açtıramadı. Eğer İnönü korkak davranmasaydı, ikinci dünya savaşının galipleri arasında olacaktık ki, bu gün oniki adanın statüsü değişirdi. Adalar konusunda Yunan ağzıyla konuşan elçilik yapmış gayri milli zihniyet, bizim İzmir Çeşme’de, karşıdaki Sakız adasından horoz sesleri duyulduğunu bilmiyor mu?
Zaten İsmet Paşayı eleştirenler, ikinci dünya savaşına girmeyip Türk milletinin erkekliğini iğdiş etti derler.
Bu ülke insanı Tek Parti döneminde neler gördü neler.
Dr. Abdullah Cevdet "ırkımızı ıslah etmek için yurt dışından damızlık erkek getirtelim"
Karabekir anlatıyor “Mecliste Mahmut Esat Bey İslam terakkiye (ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyeti vermez”
İsmet İnönü Hocaları toptan kaldırmadıkça hiç bir iş yapamayız. Bugünkü kudretimizle bu işi yapamazsak başka hiçbir zaman yapamayız”
Kel Ali, Kılıç Ali ve Necip Ali, yani Üç Aliler divanı. Türkiye’yi teröre boğmuş olan bu mahkemelerin yalnızca ismi “mahkemeydi”. Önce idam edip sonra yargılama yapan mahkemeler (Prof Dr. Osman Can)
Şapkaya muhalefetten kadın astık (Şalcı bacı)
İşte biz bunlarla uğraşırken, dünyada birileri atom bombası yapıyordu.
Millet karne ile ekmek alırken; Taksim Meydanı’na dikilecek İnönü heykeli için heykeltıraş Belling’e 1 milyon 300 bin lira ödenmişti. (M. Armağan 15 Ocak 2017 Yeni Şafak) 1950 DP iktidarı ile heykel dikilemeden depoya kaldırılmıştır. 10 ton ağırlığında ve 5 metre yüksekliğinde ki bu görkemli heykel, 14 milyon tamir masrafı ile 1982’de kaidesi Gezi parkından sökülüp Taşlık Parkına taşınmış, askeri darbe dönemince düzenlenen ihtişamlı bir törenle açılışı yapılmıştır.
Bu heykel yapılırken Türkiye’de halkın maddi durumu nasıldı?
“İşsiz olan ya da başını sokacak bir evi olmayan fakir insanlar barınma sorununu halletmek ve geçim güçlüğünden kurtulmak için küçük suçlar işleyerek hapishaneye girmeye çalışıyorlardı. Örneğin tramvayda hırsızlık yaparken yakalanan fakir ve işsiz Çopar Ahmet, çıkarıldığı mahkemede, kış gelince fakirlikten, odun sıkıntısından, yiyecek darlığından dolayı hapishaneye girip rahat etmek için tramvayda hırsızlık yaptığını söylüyordu. (Vatan, 2 Aralık 1943) (İş Bankası: 2016, s. 241)
Karnını doyurmak ve kışı geçirmek için hapse girmeyi göze alanlara rastlanan o yıllarda fakir ailelerin yetişkin çocukları yaşlarını büyüterek askere gidiyorlardı. Sebep basit: Karınlarını doyurabilmek!
Milletimiz yapılanları unutmadı ve CHP çok partili sistemde tek başına iktidar olamadı. 1946 seçimlerini DP kazanmıştı, CHP seçimleri çalmıştır (Kenan Evren)
1950 ve sonrası CHP müebbet muhalefettir.
CHP’nin terbiyesizi çoktur. Biri çıkar Cumhurbaşkanı için “züppe” der, biri çıkar Milletin çoğunluğuna yanaşma kalabalık der.
Tekrar ediyorum bu terbiyesizlere ne söylüyorsanız içinizden deyin!