Protein, yağ, karbonhidrat, mineraller ve su hayatımızı sürdürebilmek için gerekli olan temel besin maddelerimizi oluşturmaktadır. İnsan bedeni de toplamda bu bileşiklerden oluşmaktadır. Anne karnında tek hücreli bir canlı iken bu sayılan gıdaları alarak şekilleniyor, doğduktan sonra da bu maddeleri alarak ömrümüzü tamamlıyoruz. Adeta iğne oyası gibi vücudumuz aldığı genetik direktifler ile bu maddelerden kemik, kas, kalp, hormon, iç organ salgıları, sinir dokusu, göz yapıyor ve buralarda bir hasar olduğunda da aynı maddeler ile buraları tamir ediyor.
Anne, baba, eğitimciler ve ilgilenmek ile yükümlü tüm bireylerin özellikle anne sütünden kesildikten sonra çocuklarımızın beslenmesine gerekli önemi vermeleri gerekir. Katkı maddelerinden uzak, besleyici ve doğallığına yakın gıdalar ile beslenen çocuklar ileride şüphesiz daha sağlıklı, daha aktif, zeka açısından da güçlü bireyler olarak yetişeceklerdir. Hele ki trans yağları çocuklarınızın beyin sağlığı için evinizin kapısından içeri sokmayın. Bu konuda kırsal kesimde yetişen çocuklar gıda açısından daha şanslı gibi durmaktalar. Yaşam koşulları hazır gıda kullanımını arttırırken tencere kültürünü yavaş yavaş azaltmakta ve bu da ciddi oranda kuralına uygun beslenmemize büyük darbeler vurmaktadır. Acılarını şeker hastalığı başta olmak üzere obezite, kronik bazı hastalıklar şeklinde ileride bize gösterecek olan beslenme kültürümüzü yeniden fabrika ayarlarına döndürmek zorundayız.
BEYNİMİZ İLE ALAY EDENLER
Mahatma Gandi’nin çok ünlü bir sözü vardır. ‘Kimsenin kirli ayakkabıları ile beyninizde dolaşmasına izin vermeyiniz’ der. Ömrünü Hindistan’ın bağımsızlığı için harcamış bu ulusal kahramanın her günü tahmin edeceğiniz gibi tecrübe doludur ve örnek alınacak pek çok davranışı içerir. Şöyle bir düşünün etrafınızda kirli ayakkabı ile gezenleri. Sizi kendi çıkarlarına alet edecekler ve istedikleri doyum noktasına ulaşana kadar beyinlerinizde kirli ayakkabıları ile gezecekler. İnternet ortamında, yazılı ve görsel basında pek çok sözüm ona bilim insanı basit yollarla yağlarınızı eritebileceğinizi sizlere anlatırlar. Ürünlerini ballandıra ballandıra sunarlar. Bir alana bir de bizden derler. Paranızı alırlar. Siz kullanırsınız, olmadı sabreder devam edersiniz ama sonuç her zaman beklentileriniz açısından hüsrandır.
Okuyan ve gözlemleme yeteneği olan insan ise şöyle düşünür. Yahu obezite tüm dünyanın problemi. Hele ABD’de insanların %75’i obez. Bu adam madem böyle bir ilaç buldu, gitsin ABD’de bunu satsın ve milyonları götürsün. Ama eloğlu yemiyor bu tür numaraları. Kirli ayakkabılar ile onun beyninde dolaşamıyorsunuz. Terlikle dolaşabilirsiniz ama o da sizi eve alırsa. O iyi biliyor ki boğazımı tutmalıyım, hareket etmeliyim ve öyle zayıflamalıyım. Ama yapamıyor bunları o başka.
Bugüne kadar iştahınızı kesen, bağırsaklarınızdan gıda alımını engelleyen, bazal metabolizmanızı arttıran, yağ yakımını uyaran pek çok ilaç bulunmuş ve yenilerini bulmak için de çalışmalar sürmektedir. Ancak her ilaç birkaç yıl içinde ya toplatılmış ya yan etkileri nedeni ile kullananlar tarafından bırakılmış ya da istenilen etkiyi insan vücudunda tam olarak gösteremediği için bir müddet sonra kullanılmamıştır. Benim ve örnek aldığım bilim insanlarının görüşüne göre yakın zamanda obezite nedeni ile yapılan ameliyatların (çok ciddi gereklilikler dışında) pek çoğunun da istenilen etkiyi yaratmadığı gün yüzüne çıkacaktır.
Vücudumuzu çevreleyen çizgili kaslarımızın içerisinde mitokondri denilen organcıklar vardır. Yağları içine alarak yakıp enerjiye çeviren küçük sobacıklar olarak düşünebilirsiniz bu organcıkları. Kaslarınızı ne kadar geliştirirseniz bu organcıkların sayılarını da o oranda arttırırsınız. Dolayısı ile yağlarınızı yakma oranını da arttırırsınız. O zaman şöyle düşünebilirsiniz. Size zayıflama aşamasında beslenme ilkeleri ile beraber kaslarınızı çalıştırmayı öğreten her metod beyninizde temiz ayaklar ile dolaşmaktadır.
Hadi Mete’yi bırakın, ömrünü bilime, insan sağlığına adayan bilim insanlarını bırakın, şarlatanları hele hele tamamen bir tarafa bırakın. Şu yetmez mi? Yüce yaratanımız İsra Suresi 13.Ayeti’nde demiyor mu, Biz insanların kaderlerini kendi amellerine bağlı kıldık. Bundan ötede söz yok nokta var.