Tek partiden çok partiye

Abone Ol

İki Yahudi bir araya gelse şirket

İki Türk bir araya gelse devlet kurar

(Çin atasözü)

Altı asırlık Osmanlı İmparatorluğu İttihat ve Terakki eliyle altı yılda savaşa sokularak yıkılmıştı. Tarihçi Erhan Afyoncu yaklaşık 10 milyon Km kare toprak büyüklüğünden bahseder. Nüfuz alanı olarak ise Osmanlı’nın en güçlü döneminde 24 milyon Km karelik bir alana hükmettiği yazılır.

İttihat ve Terakki geldiğinde (Enver, Talat ve Cemal paşaların yönetimi) Alparslan Türkeş bu üçlü için şu değerlendirmeyi yapmıştır: Bunlar 1908’de iktidar oldular. Bu sırada Arnavutluk Osmanlıya bağlıydı. Yani, Osmanlı Devleti’nin sınırları Adriyatik Denizi’ndedir. Rumeli bizim elimizdedir. Selanik, Manastır, Kosova hepsi bizim idaremizdedir… Libya ve Çad bizdedir. Yani sınırımızın bir ucu Afrika’nın ortasında ekvator çizgisindedir. Arabistan, Yemen bizdedir. Yani Osmanlı Devleti’nin bir ucu Hint okyanusundadır. 1908’de durum böyledir…İttihat Terakki idaresindeki 10 sene içinde (1918’de) hepsi elden gitmiş, Anadolu da işgale uğramıştır. Enver, Talat ve Cemal Paşa! Birçokları bunları çok beğenirler ama komitacı idiler. Komitacılık ile devlet adamlığı farklı şeylerdir. Bize akıllı, ileriyi gören devlet adamı lazım. Milletini tanıyan, tarihini bilen, kudretli devlet adamı lazım.

Yeni devleti kurmamız (Osmanlının ölümü Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumu) aynı tarihlerde olmuştur. 23 Nisan 1920 tarihinde toplanan meclis, 29 Ekim 1923 tarihinde de Cumhuriyeti ilan etmiştir. Bu tarihten itibaren de Türkiye tam 27 yıl muhalefet denetimi olmadan tek parti ile yönetilmiştir.

İkinci dünya savaşından sonra dünya ABD önderliğindeki demokratik ülkeler ve Rusya önderliğindeki (SSCB) sosyalist ülkeler olarak iki ana oluşama ayrılmıştı. O dönemde Stalin, Türkiye’den toprak istemiş, boğazların statüsünü değiştirmek istemiş, daha önce yapılmış olan saldırmazlık anlaşmasını da tek taraflı olarak feshetmişti.

Bu durum Türkiye’yi batı bloğuna çok daha hızlı bir şekilde sürükledi. Batı baştan isteksiz olsa da Sovyetleri güneyden perdeleyecek tek ülke biz olduğumuz için şart koşarak evet dediler. İleri sürülen şart “Hür dünya içinde yer almak için yönetim şeklini batı standartlarına göre değiştirme şartıydı” Çünkü Türkiye’de İtalyan faşizmine yakın görüntü veren bir tek parti yönetimi vardı. Savaşın galibi İtilaf devletleri (İngiltere, Fransa ABD Sovyetler Birliği Polonya gibi ülkeler) Hitler ve Mussolini gibi faşistlerin ülkelerini yenmişti) Faşizme izin yoktu.

Atatürk döneminde iki kez çok partili sistem denemesi yapılmıştır.

Kazım Karabekir başkanlığında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 17 Kasım 1924’te kurulmuş, 6 ay 18 gün sonra 5 Haziran 1925 tarihinde kapatılmıştır.

Ali Fethi Okyar’a Atatürk’ün teşviki ile kurdurulan Serbest Cumhuriyet fırkası ise

12 Ağustos 1930 tarihinde kurulmuş, 95 gün sonra partiyi kapatması istenmiş o da

17 Kasım 1930 tarihinde partisinin fesih dilekçesini vermiştir.”

İşin özü her iki partiye de CHP yaşama hakkı vermemiştir.

Yukarıda söz ettiğimiz Serbest Cumhuriyet Fırkasının Aydın il teşkilatını Adnan Menderes kurmuştu. Parti kapanınca CHP’ne geçmiş ve ihraç edildiği 1945 yılına kadar CHP milletvekili olarak tek parti döneminde görev yapmıştı.

Bizim çok partili sisteme geçişimiz, bizimkilerin engin demokrasi görüşünden değil yukarıda belirtildiği gibi batı bloğunun ileri sürdüğü yönetim şartları gereğidir. 2000’li yıllarda nasıl ki AB ile ilişkilerimizde ha bire uyum yasaları çıkardıysak o günde batıya uyum için zorunlu olarak çok partili siyasal sisteme geçtik. Hatta NATO’ya girişimiz 1952 olsa da (Menderes dönemi) ilk müracaatımız 1949 (İnönü dönemidir)

Kısaca özetlersek; Seçimler 1947 yılında yapılması gerekirken alelacele bir yıl önceye alınmış ve 1946 yılında seçimler yapılmıştı. Açık oy gizli sayımla seçim resmen çalınmıştır. Kenan Evren de bir TV konuşmasında “1946 seçimlerini DP kazandı ama devlet olan CHP seçimi çaldı” demiştir. Demek ki çalmak GENLERİNE işlemiş. Bugün belediyelerde yapılan hırsızlıklara bu pencereden bakanlara kimse kızmamalı.

Tarihçi yazar Mustafa Armağan’ın 1946 seçimleri için aşağıdaki tespitlerini nakletmek istiyorum. İsmet İnönü seçim için şu itiraf dolu açıklamayı yapmıştı:

Seçimlerdeki hilelerden haberim olmamıştır. Başbakan ve İçişleri Bakanı’nı çağırdım. Kim yaptı, kim yaptırdı, diye sordum. Haberleri olmadığını söyleyip reddettiler. Sonra İçişleri Bakanı istifa etti ve seçim hilelerinin vebali Parti’nin üzerine kaldı.

Seçim hileleri bizde eski bir hastalıktır. Tek Parti zamanında bile bu hastalığı önleyemedik. Bir defasında İstanbul Valisi bir seçimden sonra gelip anlatmıştı: Sandıklar açılmış, oylar sayılmış ve Kâzım Karabekir’e 2 oy çıkmış. Durumu Ankara’ya bildirmiş. Ankara ‘Bu iki oyu imha et’ diye emir vermiş. O da imha etmiş.”

Demokrasimizin bir ayıbı olan 1946 seçimleri için Eski CHP senatörü Sırrı Atalay’ın anılarından bir alıntı. Kendisi 46 seçimlerinde Diyarbakır Lice’de savcı yardımcısıdır. Oy sandığının başına gider. Bakar ki masada sadece CHP oy pusulaları var, halk da sessizce bekliyor. Diğer partilerin oyları nerede? Diye sorar. Memur çekmeceden çıkarıp uzatır. Bunun kanunda yeri yok! Deyince; Vatandaşın dili çözülür.

O da bir şey mi? derler ve zorla oy kullandırmalardan, gelmeyenlerin oylarının başkalarına kullandırılmasından şikâyet ederler. Hatta karakolda 3-4 gencin dayak yemekte olduğunu söylerler. Suçları, masada diğer partilerin oy pusulalarının bulunmasını istemekmiş. İçeri almış, bir de dayak faslı geçmişler. Sırrı Atalay gençleri serbest bıraktırır. İki gün sonra bazı kadınlar yakınlarının jandarma tarafından seçim günü tutuklandıklarını, sıra dayağı çekildiğini ve karakolda tutulduklarını haber verirler. Savcı koşar ve ifadelerini alıp hepsini serbest bıraktırır. (Bir Ömür Politika,1986.)

Maalesef tek parti dönemi dendiğinde Jandarma çok şeydi.

Yıl 1946, aylardan Eylül’dür. Demokrasi tarihimizin ilk tek dereceli genel seçimi yapılalı iki ay olmuştur. “Cumhuriyet gazetesi sahibi Nadir Nadi”, Mersin Asliye Ceza Mahkemesi’nden bir celp kâğıdı alır. Duruşmaya çağrılmaktadır. Suçum ne? diye araştırınca şaşırtıcı bir gerçekle burun buruna gelir. Meğer 21 Temmuz 1946 seçimlerinde muhabirleri Mersin’de “bir CHP görevlisinin cebinden çıkardığı bir tomar zarfa konmuş oy pusulasını herkesin gözü önünde sandığa attığını görmüş” haber de ertesi günü gazetesinde çıkmıştır. Sandık görevlisi mahkemeye başvurmuş ve işin ilginç tarafı gazeteyi mahkûm ettirmiştir! Yolsuzluğu yapan değil, haber veren suçlu olmuştur. (Perde Aralığından 1991, s. 301-302.)

Serbest Fırkanın da katıldığı 1930 seçimlerinde, Atatürk özel kalem Hasan Rıza Soyak’a hangi parti kazanıyor diye sorar. Bizim parti kazanıyor cevabını alınca;

“hiç de öyle değil, kazanan idare partisidir, Jandarma, polis, nahiye müdürü, valiler kaymakamlar " diyerek yapılan baskıya işaret eder. (Hasan Rıza Soyak hatıratı)

ANAP Balıkesir Milletvekili merhum İsmail Dayı anlatmış: 1946 seçimlerinde Dursunbey ilçesinde köyde görevliydim. Oy sandıklarını katıra yükledik ilçeye gidiyorum. Tam ilçeye girerken seçimleri CHP kazandı diye ilan yapılıyordu.

Bu günlere kolay gelinmedi; horlandık, itildik, kelepçelendik, dipçik yedik hulasa hakkı yenenlerdik. Ne diyordu Atilla İlhan

Ulan Ankara ben senin oğlun değil miyim
kasketimin altında tepeden tırnağa bozkır
gönlümde ıslık ıslık bir türkü çağrılır
ellerim kazma kürek ayaklarım toz duman
ne han hamam sahibiyim ne apartıman
hepsi bana bakıyorlar fakat fena bakıyorlar
besbelli gözlerinde hergelenin biriyim
adamdan sayılmıyoruz kuşkuları var

İki yanımda iki polis ilk defa kelepçeliyim

{ "vars": { "account": "G-5Y3NLJ44B6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }