Kıymetli okurlarım. Obezite benim yıllarımı verdiğim, her yönü ile araştırdığım, bir çok çözüm oluşturduğum uzmanlık tez konumdur. Bu konuda mümkün olduğu kadar yurt içi ve yurt dışı makaleleri okur, gerekli bilgileri hem sizlerle hem de muayene ettiğim hastalarımla paylaşırım. Bir kişinin bile bu bilgiler doğrultusunda yaşamına yön vermesi ve bu yolla sağlığına kavuşmasında öncelik Sosyal TV çalışanlarınındır sonra da benim. Bu yazılarımı sizlere aktaranlara teşekkürlerimi ileterek konuma geçiyorum.
Yıllarca obezite tedavisinde cerrahi metodların sanıldığı kadar yarar sağlamayacağını hep yazdım. Asla yararsız demiyorum ama asrın harika tedavisi olarak algılanan bu metodun gün gelecek düşünüldüğü gibi olmayacağını hep yazdım. Makalelerim, arşivim tarandığında yorumlarım beni doğrulayacaktır.
Midesinin bir kısmını devre dışı bırakarak bir müddet kilo veren insan eğer bilinç altını gerçek bilgiler ile dolduramadıysa sabahtan akşama kadar sıvı çikolata ile, şekerli içecekler ile yine kilo alacaktır. Midemizi yaratan zaten küçük yaratmış. Gel zaman git zaman bizler onu büyüterek kilo almışız. Küçülttüğümüz midemizin kas yapısı düz kaslardan ibarettir ve biz onu yine büyütebiliyoruz. Nitekim ABD’deki çalışmalar obezite ameliyatı geçiren kişilerin 2 yıl sonra tekrar kilo almaya ve eski durumlarına gelmeye başladıklarını ve bu kişilerin sayısının hiç de az olmadıklarını bildiriyor.
Kabul etsek de etmesek de obezitenin neden meydana geldiğini bulmamız gerekiyor. Çocukluk çağında yaşanan bir travma, böbrek üstü bezi veya tiroid hastalıkları, psikolojik açlık, yeme davranış bozuklukları, ilaç veya hormon tedavileri, sık antibiyotik kullanımı, metabolik bazı hastalıklar, sindirim sisteminin hastalıkları, ağır metal veya plastik benzeri maddeler ile yakın ilişki, yaşanılan çevre ve daha pek çok neden obeziteye sebep olabilir. Ama bizler yıllarca kibrit kutusu peynirlerin peşine takılıp kaldık. Oldu mu? Olmadı, olmaz da.
Çaresini söyleyeyim. Öncelikle hastayı karşınıza alacaksınız. İster ilk okulu bitirsin ister üniversiteyi farketmez. Okuma yazmayı yeni öğrenen bir çocuk gibi vücudu ve vücudumuzun nasıl çalıştığını anlatacaksınız. Sonra gıdanın tanımını yapacak ve yediklerinin bu tanıma girip girmediğini kendisine soracaksınız. Tedaviyi birlikte gerçekleştirecek, bıkmadan her geldiğinde bazı temel ilkeleri birlikte konuşacaksınız. Otokontrolü (öz denetim) sağladığınızda bu iş ömür boyu sürüp gidecektir.
Örnek mi; Eve aldığınız yumurtanın gezen tavuk yumurtası olmasını çoğumuz istiyoruz. Sebebi de tavuğun genetik yapısına kazındığı üzere git börtü böcek ye, buğday ye, ot ye ve yumurtayı öyle yap ve aslına uygun olsun diyedir. Gerçekten bu yumurta sağlıklıdır. Bir genç kızımızda ayda bir yumurta yapmaya başladığında o da genetik yapısına kazındığı gibi beslenmelidir. Katkılı gıda ye, fast food ye, trans yağ veya trans yağ katkılı şekerli boyalı gıda ye diye değil. Kaliteli yumurta veya sperm hücresi yapamayan çok sayıda gencimiz var. Bu nedenle tüp bebek merkezleri, doğurganlığa yardımcı olan merkezler giderek arttı.
Zaman beni hep haklı çıkartıyor. Müneccimliğimden değil, bilimsel gerçekler ile atalarımızın geleneksel yaşam tarzını büyük bir dikkatle takip ettiğim için. Kendi sayfama bir tarih notu daha düşüyorum. Obezite tedavisinde hastaya gerekli bilinci vermediğinizde, hastayı eğitmediğinizde, kaslarımızın ne işe yaradıklarını anlatmadığınızda, ve hekim olarak obeziteye neden olabilecek metabolik, hormonal, genetik bozukluları ortaya çıkaramadığınızda, hasta ile arkadaş gibi, dost gibi olmadığınızda midenizin tamamınıda de aldırsanız hava cıva.
Son olarak şunu da eklemeliyim. Kanserin adı çıkmış bir kere, korkutuyor. Ancak obezite de aynalara baka baka , o diyetten bu diyete geçe geçe emin olun süründürerek öldürüyor.
ÇİNKO YİNE ÖN PLANDA
Daha önceleri de yazdığım gibi toplumumuzda çinko eksikliğine çok sık rastlanılıyor. Son bilgiler erkeklerde çinko eksikliğinin üreme potansiyelini olumsuz yönde etkilediğine dairdir. Özellikle testesteron (erkeklik hormonu) yapımında etkin rol oynayan çinko kas yapısıdan tutun da ruh halinin düzenli olmasına, kalp damar sağlığından bağışıklık foksiyonunun düzenlenmesine kadar bir çok yerde dolaylı olarak rol oynamaktadır.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin son yıllarda nasıl beslendiklerini düşünerek çinkoyu alabileceğimiz kaynakları bir daha görelim. Deniz ürünleri, bakliyatlar, etler, rafine edilmemiş (tam) tahıllar, kuruyemişler (özellikle kabak çekirdeği ve fındık) başta olmak üzere bazı bir kaç besinde de bulunur. Peki çinkoyu ne azatır? Şeker ve un katkılı beslenme en başta gelen nedendir. Baktığım obez hastaların hatırı sayılır bir bölümünde de çinko gerçekten çok düşük çıkmaktadır.