İstemezük -1-

Abone Ol

Osmanlı tarihini okumaya başlayan herkes Yeniçerilerin "istemezük" nidalarını duyar. Yeniçeri ocağı askerlik yanında isyanlarıyla da ün yapmıştır. At Meydanı'nda kazan kaldırırlardı. Filan veziri istemezük, falan sadrazamı istemezük diye.

İlk Yeniçeri ayaklanması 1446 yılında Edirne’de yaşanan Buçuktepe isyanıdır.

Bu isyanın görünen sebebi para birimi akçenin ayarının düşürülmesidir. Buna paranın devalüe edilmesi diyelim. Tabii ki asker için bir kayıp söz konusudur. Bu gerekçe ile isyan çıkmıştır dense de asıl gerekçe: Baş vezir Çandarlı Halil’in Devalüasyonu siyasi fırsata çevirterek isyanı çıkartmasıdır.

(Parantez içi bir not: Dem Parti Milletvekili Cengiz Çandar’Ankara doğumludur ama aslen Bursa İznik’lidir.. Soyu; Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın kardeşi Mahmut Çelebi’den inmektedir. Ayrıca Mahmut Çelebi 2.Murat’ın kız kardeşi Hafsa Hatun ile evlidir. Yani Fatih’in halası. Cengiz Çandar büyük babaannesinden dolayı bir tarafı da Osmanlıya çıkıyor.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu deyip

Bu konuya kafanızı takmayın,

biz asıl konumuza dönelim)

Malum II. Murat 12 yaşındaki tek oğlu II. Mehmed’i (Fatih) tahta çıkartıp kendisi Manisa’ya çekilmişti. 1444 yılında da Macarlar ve Karamanoğulları ile anlaşmalar imzalayarak devleti doğuda ve batıda emniyete almıştı. Çandarlı aşırı tedbirli hareket ediyor, Şehâbeddin Paşa, Zağanos Paşa ve Saruca Paşa gibi vezirler ise genç Fatih’i fetihlere, özellikle İstanbul’un fethine teşvik ediyorlardı. Çandarlı, 2.Murad’ın tekrar tahta geçmesi için uğraşıyordu. Tahtta 12 yaşında birinin olmasını fırsat bilen güçler anlaşmaları iptal edip savaş açmışlardı. Göreve çağrılan 2.Murad orduyu kumanda etmiş ve Varna’da düşmanı bozguna uğratmıştı. Buna rağmen saltanata geçmemişti.

Genç padişahı ve arkasındaki vezirleri alt etmek için Çandarlı boş durmamış isyanı teşvik etmiştir. Yeniçeri isyan esnasında Fatih’in birinci adamı ve Çandarlı’nın rakibi Şehabeddin Paşanın evini yağmalamış, Paşa 2. Mehmed’in (Fatih) sarayına sığınarak canını kurtarmıştır. Bu düzenlerin altında Çandarlı Halil’in olduğu bilinir. Sonuçta Çandarlı başarılı olmuş, 2.Murat tekrar saltanatı kabul etmiştir.

İmparatorluk coğrafyamızda Yeniçeri Ocağı 1364’de I. Murat tarafından kurulmuştu. Osmanlı Ordusunda padişaha en yakın askeri birlikti. Uzun yıllar İmparatorluğun Sancağını taşıdılar. Kuruluşundan kaldırıldığı 1826’ya kadar sık sık isyan çıkardılar, padişahları tahttan indirip yenisini oturttular ve hatta birçok padişah, sadrazam, üst düzey devlet adamını hunharca öldürdüler.

Önceleri evlenmeleri, esnaflık yapmaları yasak olan yeniçeriler bu yasakları zamanla terk ettiler ve bozuldular. Konumlarını güçlendirdikleri için de olaylar karşısında İstemezük diyerek kazan kaldırmaya (isyan etmeye) başladılar.

15 Haziran 1826 tarihinde Yeniçeri ocağı son isyanını yaptığının farkında değildi. Sultan ikinci Mahmut hızlı bir şekilde Ulemanın bu isyanın bastırılması gerekir görüşünü (fetva) halka duyurdu ve “Siyah Sancak/Sancak’ı Şerif’i” çıkarıp halkı “savaş” için Sancağın altına toplanmaya çağırdı. O ana kadar ilk kez bir Padişah sırtını halka dayıyordu. (Bu durum o dönemde halka bir nevi sokağa çıkın! Meydanlara, havaalanlarına koşun! komutudur) Halkın sancak altında toplandığını gören ikinci Mahmut Yeniçeri Ocağı’nı topa tutma emrini verdi. Yeniçerilerden teslim olmaları istendi ama bunu reddettiler ve kışlalarına çekildiler. Bunun üzerine, kışlalar topa tutuldu. Kaçışan yeniçerilerden 6 bin kadarı o gün öldürüldü. İki ay içinde de yirmi bin (20 bin) kadar yeniçeri yakalanıp idam edildi. Osmanlı belli bir müddet ordusuz kalsa da bu olaya “Vak’ayı Hayriye” (Hayırlı Olay) denir. Günümüz modern ordusunun temeli 1826 sonunda Sultan II. Mahmut tarafından “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” (Muhammed’in muzaffer askerleri) adıyla kuruldu.

(Erkan Hacıfazlıoğlu makalesi)

Bizim tarihimizde tekerrür (tekrar çoktur. Olaylarda benzerlikler de çoktur. 15 Haziran 1826 tarihinden 15 Temmuz 2016 tarihine kadar geçen 190 yıllık süre içerisinde ne çok istemezük nidaları atıldı ne çok kazan kaldırıldı. 1909 yılında 31 Mart vakası ile Sultan Abdülhamit tahttan indirilir (tarihçi Yılmaz Öztuna İngilizlerin planladığını söyler), 23 Ocak 1913 günü Enver Paşa ve Talat Paşa’nın öncülük ettiği, tarihe de Bâb-ı Âli Baskını olarak geçen darbe ile Osmanlı’da yönetim İttihat ve Terakki’nin eline geçmiştir. Bu darbelerin devlete bedeli İmparatorluğun yok oluşu ile noktalanmıştır.

Cumhuriyet dönemine geldiğimizde, devletin bekası rejimin devamına bağlanmıştır. Cumhuriyet’in sigortası da ordu sayılmıştır. Her darbede iç hizmet kanununda yer alan“Cumhuriyeti koruma ve kollama” ifadesi gerekçe olmuştur. Bu madde 2013 yılında değişmiş olmasına rağmen 2016 yılında yine bir kalkışma yaşanmıştır. Asker istediği zaman müdahale etmeyi bir görev kabul ediyordu. Mesela: 28 Şubat post modern diye isimlendirilen darbe için, Milli güvenlik kurulunda jandarma genel komutanı Teoman Koman“durumdan vazife çıkardık” demiştir. Şu bir gerçektir. Her müdahale döneminde yasal eksiklikler darbeci zihniyetin istediği şekilde yeniden yazılmıştır. Bu nedenle yapılanlar hukuki değildir ama kanunlara uygundur.

Asker bizde kendisini devlet yönetiminde yüzde 51 söz sahibi, büyük hissedar olarak görmüştür. Bu durum İttihat ve Terakki ile siyasi işlere bulaşan Harbiyelilerden gelen bir reflekstir. Nedeni de yetişirken kazandıkları “devlet benim devlet benimdir sahiplenme” duygusudur. Böyle bir eğitim devleti halka karşı koruyan kafalar yetiştirir. İkisi de askeri darbe sonrasının mahsulü olan 1961 anayasası ve 1982 anayasası demokrasi ve özgürlükler noktasına ciddi fay hatları oluşturmuştur. Devlet vatandaş ilişkilerinde; kırmızı çizgiler baskındır. Devleti vatandaştan korur.1961 anayasası TBMM yanında filtre görevi yapan senatoyu getirmişti. Bu yetmemiş; meclisler Anayasa Mahkemesi ile Hükümetler (Yürütmeaygıtı) da Danıştay’la kontrol altına alınmış frenlenmiştir.

Vesayetçi kesimin buyruğuyla hazırlanan 1961 anayasası ve Menderes ile bakanların idam edildiği 1960 darbesi maalesef “Hürriyet ve anayasa bayramı” olarak kutlanmıştır. 1980 darbesini yapanlar bu bayram denen kepazeliği kaldırmıştır.

1982 anayasası ise aşırı derecede tepkisellikle yazıldığı için değiştire, değiştire dengesi bozulmuştur. Son ana kadar askeri Yargıtay ve askeri Danıştay (askeri yüksek idare mahkemesi)olan bir ülkeydik. Özetlersek; anayasalarımız hep paraşütle indi. Dipçikle korundu. Bu nedenle Militarist anayasalarla yönetiliyoruz.

Şuna bakın. Adam hukuk cüppesi giymiş Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı yapılmış

Refah Partisi ve Fazilet Partilerini açtığı davalarla kapattırmış bir kişi. Aynı dönem Ecevit’in DSP’si yasal olarak yapması gereken parti büyük kongrelerini yapmadığı için dava açılsa hemen kapatılacak. Neden dava açmadın sorusuna “şık olmazdı” diyor.

Bu kişi emekli olduğunda soluğu CHP’de almıştır. Çok daha ağır cümleler kuracaktım ama öldüğü için kendimi frenliyorum. Vural Savaş toprağın bol olsun diyorum sadece.

Kapatılmayan DSP ilk seçimden galip çıkarak 57.hükümeti kurmuştur.

Ülkemizde uzunca bir süre darbe olur korkusuyla yaşadık. Hukukçu dediğimiz kişiler

Yanlı kararlarla hukuku katlettiler. Demokratik bir hukuk düzeni kurmakta tabi ki zorlanıyoruz. Sadece yasalar değil zihniyetlerin değişmesi gerekiyor. Aksi takdirde boşa kürek çekmiş oluruz. Çünkü Keçeden mendil olmaz.

{ "vars": { "account": "G-5Y3NLJ44B6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }