Bizim güneyimizde olduğu gibi köyün bir mahallesi Suriye de bir mahallesi Türkiye de bırakılmıştır. Öyle bir şeytanlık ki; savaş bitmiş ağabey T.C. nüfus kâğıdı almış, kardeşi Suriye vatandaşı, Kürt baba T.C. vatandaşı, oğlunun evi karşı mahallede kalmış Irak vatandaşı olmuş. Yönetmen Sinan Çetin’in, başrollerinde Kemal Sunal ve Metin Akpınar’ın oynadığı Propaganda adlı filminin senaryosuna benzer haller yaşandı.
İngilizler Kürtlerin yaşadığı o bölgeyi Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında dört ülkeye böldüler. İran, Irak ve Suriye’de Kürtler çok ağır zulümlere, hatta zaman zaman soykırım girişimlerine maruz kaldılar. Meselâ Suriye Kürtlere kimlik vermedi Saddam ise Kürtleri zehirli gazlarla öldürmeye çalışmıştı.(Halep’çe katliamı gibi) İran’da ise devrim sonrası Şii yönetim ile Sünni Kürtler arasında; Kürt araştırmacıların ciddi ihlali iddiaları var. Türkiye’de ise Kürtler Cumhuriyet’in kurucu unsurudur.
Bölgeye bakıyoruz, İran hariç diğer coğrafya Osmanlı toprağıdır. Bağdat olsun Şam olsun bizimdi. İran’ın Irak’la olan ihtilaflı bölge de buna dâhildir. O bölgede Irak ve Suriye diye iki devlet kuran İngilizler, Kürtleri niçin o zaman düşünmedi. Kurulacak devlet, çok güçlü bir petrol devleti mi olurdu? Kimse bana Arap nüfus var diye hikâye okumasın, Suriye’yi yüzde 12 nüfusa sahip Nusayri Esat ailesi yönetiyor. Bugün ABD öncülüğünde bütün ve batılı ülkeler; Kürtlere; “Kürtler sayesinde bölgeyi karıştırıp kontrol altında tutmak için yakınlık gösterir” Başka hiçbir gerekçesi yoktur.
Birinci dünya savaşından beri, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz batılılar tarafından bu taktikle kaşınmış, Türkiye’de karışıklık çıkartılmıştır. 1984 Eruh katliamından beri de PKK ile boğuşan bir Türkiye var. Aslında PKK değil ABD ile boğuşuyoruz. Uzun yıllar PKK terör örgütü ABD için bir eldivendi. ABD her melaneti yapıyor ama eldiven sayesinde parmak izi bırakmıyordu. Bugün ise her şeyi aşikâre yapıyorlar.
PKK ile mücadelede Türkiye karşı tarafa koz veremezdi. 1980 Kenan Evren idaresi Diyarbakır cezaevinde insanlık dışı muamele ile suçlanmıştır. Cezaevinden çıkan dağa gitmiştir. Biz doksanlı yıllar dâhil o günlere eski Türkiye diyoruz ki; kimlikler üzerinde, kültürler üzerinde yasaklar vardı. Cezaevlerinde bir annenin oğluyla kendi anadilinde konuşması yasaktı. Eski Türkiye'de diller yasaktı, düşünceler yasaktı. Türküler, şarkılar, kitaplar yasaktı. Klavyeler, harfler bile yasaktı
AK Parti 2003’te Nüfus kanununda yapılan değişiklikle ebeveynlerin çocuklarına Kürtçe isim koymasını engelleyen yasağı kaldırmıştır.
Cezaevlerinde Kürtçe konuşma yasağı kaldırıldı. Kürtçenin kullanımı ve öğrenimi konusunda yasal engeller kaldırıldı. Kürtçe seçmeli ders yapıldı.
RTÜK ve TRT kanunlarında değişiklik yapılarak tamamen Kürtçe yayın yapan
TRT Kürdi 2 Ocak 2009’da düzenlenen bir törenle açılmıştır.
Turgut Özal döneminden başlayıp bu güne kadar "eve dönüş ya da pişmanlık yasası" olarak adlandırılan bir sürü yasal düzenleme yapıldı.
Özal’ın başbakanlığı döneminde 2 (iki), Akbulut'un döneminde 1 (bir)
Demirel ve İnönü (DYP-SHP) koalisyonu döneminde 1 (bir)
Tansu Çiller Deniz Baykal (DYP-CHP) koalisyonu döneminde 1 (bir)
57.hükümet (DSP MHP ANAP) döneminde de birincisi 26 Haziran 1999 tarihinde diğeri de 24 Şubat 2000 tarihinde olmak üzere 2 (iki) düzenleme,
Ak Parti döneminde de biri ceza kanununda yapılan değişikle diğeri de öncekiler gibi özel düzenleme olmak üzere 2 (iki) adet yasa çıkarıldı.
Toplam olarak dokuz adet pişmanlık/eve dönüş yasası çıkarıldı ama sorun yine çözülmedi. Çözüm sürecine gidildi baltaladılar. Silahları bırakıp (İngiltere’de Ira gibi) yurt dışına çıkış adımı da baltalandı. Bu gün HDP adayı olup Pekeke (!) silah bırakmalı diyen Hasan Cemal o dönem “Silah bırakmayın, ne karşılığı silah bırakacaksınız ki?” diyordu. Kısaca devletinin çözüm hamleleri karşılıksız kalmıştır. “PKK silah bırakıyorum dese de bırakamıyor” Cemil Çiçek TBMM başkanı söylemişti. Çünkü bırakma iradesi örgütün elinde değildir.
Hulasa-i kelam, (Nihai hedef olarak) ABD Türkiye’yi bölerek güneyimizde uydu bir devlet kurma peşindedir. Birinci dünya savaşında devlet yıkılırken içerideki “sarıklı İngilizler” büyük katkı vermişti de anlaşılmamıştı. Çünkü dışı Osmanlı, içi İngiliz’di bu hainlerin.. Bugün de aynı oyun sahneleniyor. Daha önce yazmıştım. Hasan Cemal’in dedesi Cemal Paşa’dan İngilizler “Şam'daki İslam âlimlerinin genç kızlarını konağına getirmesi, onları alkollü içki içmeye zorlaması ve tacizde bulunarak geri bırakması istenmiştir. Bu emri alan Cemal Paşa, derhal bu işlemi yapmıştır.
Bu yüz kızartıcı olaylar süratle Arap âlemine yayılmış “Osmanlı artık bozulmuş ve İslami yoldan çıkmıştır” propagandası yapılarak, Araplar Osmanlıya düşman edilmiştir.” (Gazeteci Yalçın Özer’in 25 yıl saklanan Turgut Özal röportajı)
Tesadüfe bakın! Bugün o Cemal Paşanın torunu 1944 doğumlu (79 yaşındaki) Hasan Cemal HDP milletvekili adayıdır.
Âşık Mahzuni Şerif’in dizeleri kimlik üzerinden bölücü siyaseti çok güzel özetlemiş.
Batının savaşı barışı hile, Ne kadar anlatsam da sığmaz ki dile
Altı bin yıl kardeş Kürtler Türk ile Avrupa Kürtleri ne zaman sevdi?
Hiç kimse bu kadar olmaz serseri, Bir doğdular Âdem babadan beri
Kürt Türkün gövdesi, Türk Kürdün feri, Avrupa Kürtleri ne zaman sevdi?
Anadolu toprağımdır, ovamdır, Erciyes rengimdir, Ağrı sıvamdır
Mahzuni'yim Kürtler Türkler mayamdır, Avrupa Kürtleri ne zaman sevdi?