Klıçdaroğlu’na partisinin amel defterini okumaya devam edelim.
Atatürk “Köylü milletin efendisidir” der amma CHP iktidarı döneminde köylünün maruz kaldığı aşağılanmalar unutulamaz. Yıl 1939 Kütahya Milletvekili Besim Atalay. Meclise getirdiği kanun teklifi ile “Köylüler ve fakirler için düşük kalite ucuz ekmek çıkarılsın” diyerek, oluşturdukları üst tabakanın ekmeğiyle köylünün yediği ekmeğin aynı kalitede olmasına tahammül edemiyorlardı.
Ankara'ya gelmek isteyen köylüler ise; zabıtalarca şehrin girişinde yakalanıp hamamlara götürülmüş 'yıkanmadan şehre girmeyin' talimatı verilmiştir.
Cumhuriyet Gazetesi'nin 1925 yılında köylüler ile ilgili yazısı, köylülerin şehre dahi alınmamasını tavsiye eder niteliktedir: Aralarında fakir üstü başı kirli ve bitli kimselerin de bulunduğu yolcuların bazen aylarca devam eden misafirlikleri, İstanbul'da ekmek darlıklarına sebep olmaktadır (Cumhuriyet 1925)"
Eskişehir Milletvekili Emin Sazak, köylüye reva görülen muameleyi şöyle anlatır:
Köy yardımı son zamanlarda uygulanmaya başlandı. Acaba bu parayla köylüye ne yarar sağlanıyor diye öğrenmek istedim. İlk önce bir köy konağı yapılıyor. Köye geldikleri zaman vali ve kaymakam beyler dinlensinler diye. Ondan sonra şehirde ipsiz-sapsız kim varsa köylere kâtip yapılıyor. O hale geliyor ki genel müfettiş gelecek diye köylüler dağlara kaçıyor. Yani köy kalkınmıyor köylü dağa kalkıyor. Kalkınma bu şekilde oluyordu.
Kemal bey “Hani siz halkçı bir partiydiniz, adınız halk fırkası, halk partisi değil miydi, bu nasıl bir halkçılıktır? Köylüleri horladınız, aşağıladınız. Söyle bakalım bu insanlar size haklarını helal eder mi? Yoksa siz köylü milletin efendisidir denildiğinde; “Ataköy, Bakırköy, Çengelköy, Erenköy; Kadıköy, Karaköy, Yeşilköy” gibi yerlerde yaşayanları mı anlıyorsunuz?
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunda önde olan kadro, sizin partinizi de kuran kadrodur. Osmanlıdan sonra yeni devletin formatlanması da (biçimlendirilmesi) sizin partinizin işi idi. Valiler il başkanı, kaymakamlar ilçe başkanıydı kısaca CHP devletti demek mümkündür. Neler yaptığınızı nasıl format attığınızı biliyor musun?
Mesela 2 Ocak 1924 tarihinde çıkartılan 394 sayılı kanunla CUMA günü hafta tatili, Peygamber Efendimizin doğum yıl dönümleri de bayram olarak kutlanırdı.
Ta ki 27 Mayıs 1935 tarihine kadar. Bu tarihte “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” çıkartıldı. Bu kanuna göre Cuma günü resmi tatil olmaktan çıkartılıyor, Pazar günü resmi tatil kabul ediliyordu. Ayrıca Peygamber Efendimizin de doğum günü tatil olmaktan çıkartılmış oluyordu. Hemen her hamlede İslam dininden uzaklaşıp, devlete lâ-dini (din dışı) format attınız. Öyle kötü bir çığır açtınız ki devletin tepesinde bulunanlar dini görüntüden kaçmayı adeta mecburiyet bildiler.
Ahmet Necdet Sezer bir ramazan günü konuşma yaparken, kürsüde TV kameraları ve milletimizin gözü önünde su içmişti. Bunu niçin yapmıştı? Örnek alabileceği “Hey! Bana bakın ben oruç tutmuyorum” mesajını ondan önce veren bir selefi var mı idi?
Ferruh Bozbeyli, (1965-1970) TBBM başkanı. İsmet İnönü ile ilgili manidar hatırası: Meclis'te bir Ramazan günüydü. İsmet Paşa, koridordan geliyordu. Arkasında en az on beş yirmi tane gazeteciyle gelirdi. Öyle kalabalık bir heyetle yaklaştı. Ben de geçiyordum oradan. Karşıdan elini kaldırdı. Bekledim. Birkaç adım da attım kendine doğru. “Bana bir cigara verir misin?” dedi. Ben “Paşam bir yerden bulayım” diye cevap verince, “Niye sen sigara içmiyor musun?” diye sordu bu kez.“İçiyorum da yanımda paket yok. Bugün Ramazan!” deyince yine de ısrarcı oldu. Ben de dayanamayıp şöyle söyledim: “Paşam ben de sizin sigara içtiğinizi hiç görmedim bugüne kadar!” Beni ve etrafındakileri şaşırtan bir cevap verdi: “Bugün içerim. Oruçlu olmadığımı bilsinler” dedi. (Bozbeyli, 2009:247)
İnanç dünyamıza karşı saldıranlar niçin sizin partinizde yuvalanmıştır. Bilgin var mı?
Kocaeli 3. Dönem, Muş 4, 5, 6 ve 7. Dönem Milletvekiliniz İsmail Hakkı Kılıçoğlu: "Allah’ın varlığına iman etmek, o gerçekte var olduğu için değil, bizim sıkıntı içinde olduğumuz zamanlarda moralimizi yükseltmek için gereklidir." Sözünün; bırakın Müslümanlığı hiçbir tek tanrılı dinde yeri yoktur.
Eski İçişleri Bakanı Şükrü Kaya: "Dinler işlerini bitirmiş, vazifeleri tükenmiş, yeniden uzviyet ve hayatiyet (canlılık) bulamayan müesseselerdir."
Tevfik Kamil Köperler: Eski Dışişleri Bakan Müsteşarı ve 2 ve 3. Dönem İstanbul milletvekili: "Biz otuz sene sonra gençliğin kafasını Allah ve Peygamber gibi boş laflardan kurtarmış olacağız."
Sadece eskiler değil yeniler de aynı dili devam ettiriyor. Şu Tweete bakınız!
PM Üyesi Sera Kadıgil: "O ezanlar ki şehadetleri dinin temeli ama benim yurdumun üstünde ebedi inlemesin artık ne olur ya! Resmen ağzıma ağzıma okunuyor her sabah!" Bir başka tweetinde de “Hiçbir şeyden tiksinmedim şehitler ölmez vatan bölünmezden tiksindiğim kadar.” Demişti.
Her şey bir yana “karar veren heyetin hukukçu olmadığı İstiklâl Mahkemeleriyle” darağacında kıydığınız canların hesabını nasıl vereceksiniz? Al sana yüz karası bir sabıka: Saltanat ve hilâfetin kaldırılacağının konuşulduğu bir dönemde, Konya'da bir yürüyüş gerçekleşmiş. Halk hilâfetin kaldırılması ihtimaline tepkiliydi. Asli görevi "asker kaçaklarıyla mücadele" olan İstiklâl Mahkemeleri, o gün devreye girdi ve o dönem gerçekleşen her şey TBMM arşivinin 242 numaralı dosyasındadır.
Meclisten oy çokluğuyla karar çıkartılmıştı. Kararda Konya'nın tümüne irticacı deniyor, hatta bütün Konya'nın tutuklanması emrediliyordu! Bu karar tarihe şu sözlerle geçti: "Konya bölgesi irticaya müsait bir bölge olduğundan, gericiliğe müsait bir zemin oluşturulduğundan Konya halkının bütünüyle tutuklanmasına!"
İstiklâl Mahkemesi, o emir üzerine harekete geçti. Üç üyeli gezici mahkeme, Konya'ya gitti ve sadece üç gün içinde, Konya bozkırında 2 bin 300 kişi tutuklandı. Tutuklananlardan 805'i, yine üç gün içinde idam edildi. Olayın ardından tarihe şu sözlerle not düşüldü: "Konya merkezde 2 bin 300 kişi tutuklanmış, 805 kişi üç gün içinde idam edilmiştir. Bin 495 kişi de kürek, kala, bende ve ömür boyu gibi çeşitli cezalara çarptırılmışlardır."
Resmi tarihe yazılmayan bu gerçekler, bu milletin hafızasından hiçbir zaman silinmedi ve silinmeyecek.
Bay Kemal yazılanları okuyup anladın mı? Anladıysan bırak helalleşme numaralarını İstiklal mahkemeleri cinayetleriyle yüzleşmeye cesaretin var mı?