Hayaller Paris...

Abone Ol

Çocukluk yıllarımdan beri hep kulağımda kalmıştır şu soru ve onun cevabı. Oğlum en hayırlı insan kimdir? İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.

Bir kuşak hep Yeşilçam Filimleri ile büyüdü. Sanatımız bu idi ne yapalım. Mucizelere o kadar inandık ki. Görme özürlü adama araba çarpar gözü açılır, kurşun yara deliğinden çıkarıldığı an hasta hemen ayağa kalkar, kaç milyonluk şehirde hiç görmediği babasını kader dakikada adamın karşısına çıkartır gibi. Sadece bundan ibaret değil. Çocuklukta dinlediğimiz masalların veya büyüklerden dinlediğimiz pek çok hikayenin ana teması mucizeler ile ilgili idi.

Hayatımız gerçeklerden ne kadar uzak şeyler ile şekillenirse bizler de mucizelere o denli inanırız. Şu elimden gördüğünüz ot, çöp, tohum, hap yağlarınızı yakar dendildiğinde buna hemen inanmamız gibi. Bazılarımız bunun gerçek olduğunu sanarak alır ve kullanır. Oysa şunu bir düşünebilsek iş çok kolay açığa çıkar. Bugün dünya devi, teknolojide çığır açan ABD’de bile obezite için trilyon dolarlar harcanıyor ama çare bulunamıyor, ülke insanı giderek yağlanıyor. ABD bunun bir hapı, cihazı, otu, bitkisi olsa acaba bunu bizlerden çok daha önce bulmazmıydı?

Uzun zamandır obezite için bir ilaç bulunduğuna dair FDA’ a (Amerikan Gıda Ve İlaç Dairesi)  başvuru yapılmadı. Sayısız çalışma sürüyor ama şu ilaç yağları eritip yok eder diye bir netlik yok. Çünkü obezite pek çok şifresi olan bir hastalık. Şifrenin birisini çözdüğünüzde karşınıza kilidi açmak için başka şifreler çıkıyor. Bu şifrelerin en başında yıllardır uygulanan ama hep karşı durduğum (pek çok bilim insanı gibi) kalori kısıtlayıcı diyetler var. Varsa yoksa kalori kısıtlaması. Ama gerçek öyle değil. Örneğin 26 Eylül 2017 tarihli The Independent’da çıkan bir makale alışılmışın tersine kalori kısıtlayan diyetler ile canınızı sıkmayın çünkü bir müddet sonra o kalori kısıtlaması metabolizmanızı düşürecek, size kilo verdirmeyecektir. Daha mutlu ve huzurlu, çeşitli ama dikkatli bir şekilde yemeğinizi yiyin diyor.

Elektriği bulan, aşıları bulan, haberleşme teknolojilerini bulan hayırlı bilim insanları gibi obezitenin de nasıl yok edileceğini ısrarla söyleyen, ispatlayan hayırlı bilim insanları az değil dünyamızda. Ortak noktaları şu: 5 milyon yıllık insanlık tarihinde insanlar genetik yapısına uygun gıdaları yediler. Bunları zamanında ve doğal halde tükettiler. Fazla aldıklarında vücutları tabii ki yağ da biriktirdi ama bu yağlarıda fabrika gibi çalışan kasları ile yaktı bitirdiler. Oysa halen çoğumuz mucize bekliyoruz bunun bir hapı, ilacı, otu çıkar. Çıkmazsa bile nasılsa midemizi küçültürüz bu illetten kurtuluruz diye.

Şunu unutmamak gerekir. Vücutlarımız adeta bilgisayarı çalıştıran bir işletim sistemi gibi programlanmıştır ve bu işletim sistemi ile ancak bazı programları çalıştırabilirsiniz. Bazı programlar hoşunuza gitse de virus etkisi gösterip işletim sisteminize zarar verebilir. Ama gücümüz yeter de yeni bir işletim sistemi ile sil baştan donatılırsak o başka tabii. Böyle bir mucizeyi de ancak filimlerde görüyoruz.

GIDANIN ULUSLARARASI TANIMI

Bir yiyeceğin gıda olup olmadığını bilimsel olarak şu 4 madde ile anlarsınız. 1- Psikoljik yapınıza olumlu katkıda bulunmalı 2-Hormonal sisteminize destek olmalı 3-Mide, bağırsak ve karaciğerinizle dost olmalı 4-Kanser hücreleri ve mikroplar ile mücadele edebilecek parçacıkları içermeli.

Yapılan araştırmalar günde 1 şişe asitli, şekerli içeceklerin 1 yılda 12 kilo aldırabildiğini gösteriyor. Oysa bunu yerine 1 şişe su içtiğinizde o kadar kilodan kurtuluyor, katkılı ve boyalı şeyleri almamış oluyor, organlarınızın ihtiyacını karşılamış oluyorsunuz. Yukarıdaki gıda tanımını okuduktan sonra pastaları, asitli içecekleri, kızartmaları, trans yağ içeren maddeleri bir düşünün. Gıda tanım olarak psikolojik yapımıza faydalı olacaktı. Depresyon arttı mı azaldı mı? Bir diğer tanım hormonal sisteminize uyumlu olmalı idi. Pek çok kadın Hashimoto hastası, pek çok kişi artmış insülin ile dolaşıyor. Gıdalar mide, karaciğer ve bağırsak dostu olmalı değil mi? 12 yaşıdaki çocukların bile karaciğerleri yağlı, mide koruyucu denilen ilaçlar yok satıyor. Ve de kanser ve mikroplar ile savaşmalı değil mi? Gripten kırılıyoruz ve kanserler diz boyu. Daha ne diyelim?

{ "vars": { "account": "G-5Y3NLJ44B6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }