CHP benin inanç ve değerlerime karşı,
CHP halka inanmıyor, halkın iradesine güvenmiyor,
Cumhurbaşkanını meclise seçtirmem diyor, o zaman halk seçsin diyorsun
Halka da seçtirmem diyor, sen bela mısın? Ne istiyorsun o zaman?
Benim istediğim olur, benim istemediğim olmaz diyor
(Muhsin Yazıcıoğlu)
Bu konuşma, 11.Cumhurbaşkanı seçiminde AK Partili biri seçilmesin diye CHP 27 Nisan 2007 tarihinde meclise girmemiş CB seçimini engellemişti. Merhum Yazıcıoğlu hukuk katline alet olan CHP’yi eleştirmişti.
Türkiye’de hukuku temsil ettiğini zannettiklerimiz, maalesef hukukçu gibi değil de devrim muhafızı gibi hareket etmiştir. TBMM’de yıllardır süregelen geleneği eşi başörtülü biri CB seçilmesin diye “toplantı yeter sayısı için mecliste 367 milletvekili bulunmalıdır” safsatası ile yıktılar.
Merhum Aytunç Altındal’ın iddialı bir sözü var. “Halk Partisi Türkiye’de taş üstüne taş koyamaz, yol yap desen yapamaz ama on tane halk partili, hukuk aracılığı ile Türkiye’yi karıştır dersen karıştırırlar.” Dikkatinizden kaçmamıştır. Son döneme kadar hukukta tepe noktasında gördüklerimiz emekli olunca soluğu CHP’de alıyordu.
Mecliste 367 zorlaması hukuk cinayetiydi. Daha önce hiçbir CB seçiminde böyle bir şart aranmamıştı. Bunu yaparken güvendikleri Anayasa Mahkemesi gibi bir yer vardı. Yine de bazı AYM üyeleri biz bu kararı torunlarımıza anlatamayız dediler ama karar eli mahkûm çıkacaktı ve çıkartılmıştı. Ayrıca 27 Nisan günü Genel Kurmay Başkanı tarafından E-Muhtıra verilmişti. 1971 muhtırasında hükümet istifa etmişti. Darbelerde ise ya yönetime tamamen el konuluyordu. Ya da postmodern (kontrolün darbecilerin elinde olduğu) sivil görünümlü hükümetlerle yönetiyorlardı. Türkiye’de ilk kez darbe ve muhtıraya karşı Recep Tayyip Erdoğan döneminde direnilmiştir.
E-Muhtıra bildirisinin Genel Kurmay internet sitesine konmasının ardından Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 14 kez aranıyor ama ulaşılamıyor. Her defasında “Efendim istirahate çekildi, şimdi iletemeyiz” gibi sudan bahaneler bildiriliyordu. Hükümet, Genelkurmay Başkanını arıyor ama paşamız istirahatte. Karşıdan düşman girse, Yunan çıkarma yapsa ne yapacağız?
Siyaset kurumunun cevabı o dönem hükümet sözcüsü olan Cemil Çiçek tarafından basın toplantısında okunmuştu. Adeta haddinizi bilin tonunda bir cevap verilmişti. Başbakan’a bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez! Genel Kurmay bildirisini kendi internet sitesine koymuştu, Erdoğan hükümeti de muhtıra verenlere muhtıra verdiği bildiriyi Başbakanlık İnternet sitesine koymuştu.
E-muhtıra ve AYM’nin 367 kararı ile Vesayet sistemi ha bire şimşek çakıyordu. Siyaset kurumu erken seçim kararı aldı, seçime gidildi, vesayet odakları Cumhuriyeti istismar ederek, sözde cumhuriyet mitingleri düzenlediler amma; bu seferde Millet, şimşek öyle değil böyle çakılır dedi ve Ak Parti yüzde 47 oy aldı.
Muhtırada il başkanıydım. O dönem DYP’de olan (daha sonra CHP’ye geçen) bir siyasi ile TV programında tartışmıştık. 2007 seçimleri kampanya dönemi. Hazret: Ak Parti şimdi muhtıradan dolayı mağdur (haksızlığa uğramış, kıygın) rolünü oynar diyerek muhtıraya direnişimizi hafife alır bir cümle kullanınca kendisine: Biz mağdur değil, Mağruruz (gururlananız, yaptığıyla övüneniz). Çünkü biz sizin gibi şapkayı alıp kaçmadık, muhtıra verene muhtıra verdik demiştim. Cevabım belki biraz ağır olmuştu ama atasözüdür: İstediğini Söyleyen İstemediğini İşitir
Seçim bitti MHP lideri bahçeli CB seçiminde “Meclise gireriz” dedi ve kriz oluşturan tıkanıklığı (367 hokkabazlığını) çöpe attık. Daha sonra MHP ve AK Parti Anayasa değişikliğine giderek, artık TBMM de Ali Cengiz oyunlarıyla değil, halkoyu ile CB seçimi için referandum kararını meclisten çıkardık. Milletimiz bu referandumda yüzde 69 evet demiştir. CHP tabi ki hayır cephesindeydi...
Mecliste CB seçilirken toplantıda bulunması gereken milletvekili sayısı için 367 vekil arayan Atatürk istismarcıları Atatürk’ün nasıl CB seçildiğini hiç merak ederler mi?
(Tarihçi yazar Mustafa Armağan tespitiyle)
333 Milletvekilinin olduğu mecliste salt çoğunluk (yarıdan bir fazlası) 167 vekil eder. Cumhuriyetin ilanı ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 159 katılım 158 oyla yapılmıştır. Efendim o günkü anayasa vs. diye zırvalayanlara; bu günkü anayasada da böyle bir hüküm yok, yaşananlar uydurma ve zorlama bir hüküm çıkarmadır. Yapılan; Atatürk döneminden bu yana oluşan teamülü alavere dalavere yaparak yıkmaktır.
Öyle bir vesayet sistemi kurulmuş ki, halkın seçip seçmemesi önemli değildi. Onlar yargıda her dönem iktidardaydı. Mesela: MHP ve Ak Parti Şubat 2008 de TBMM de 411 oyla başörtüsü yasağını kaldırdı. (Benimde el kaldırdığım o yasa için; 411 oy kaosa kalktı diye manşet atıldı. O dönem 330 oyla Anayasa değişir ama referanduma giderdi, 367 oyla referandumsuz direkt mecliste değişirdi. 411 gibi hayalleri zorlayan bir oy yok sayılmış anayasa değişikliği iptal edilmişse; buna ben yaptım oldu hukuku denir) Bir ay sonra da sen fazla oldun dercesine 14 Mart 2008 tarihinde Ak Parti için kapatma davası açıldı. Bu süreçlerde CHP göstermesi gereken demokrat duruştan çok uzaktı. Bugün ise CHP’nin parti içi kavgası sonucu kendi şikayetleri üzerine mahkemenin Butlan kararını hak hukuk terazisinde tartmaya kalkmasına ne demeli.
Anayasa Mahkemesi Ak Parti kapatma davasında 6 üye Ak Parti kapansın 5 üye kapanmasın yönünde oy kullanmış, nitelikli çoğunluk için 7 oy gerektiğinden futbol deyimiyle çizgiden dönmüştük. Sadece hazine yardımı için tenkisat cezası verilmişti.
2010 yılında Anayasadaki kötü huylu vesayet urlarına referandum yoluyla halk operasyonu yapalım dedik. TBMM’de maddelerin görüşüldüğü son gece Baykal’ın
Uygun olmayan kamera görüntüleri internete düştü. Kültür bakanı Ertuğrul Günay’ın esprili ifadesiyle “bir kamera şakası” sonucu Kemal Kılıçdaroğlu 33.kurultayda (22 Mayıs 2010) CHP genel başkanı seçildi. Pragmatik olarak bakarsak İyi de oldu. Çünkü bugüne kadar karşımızda seçim kazanmış değil.
Bugün için “Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı olur” misali Kemal Kılıçdaroğlu sırma saçlı, badem gözlü oluverdi. Çünkü İmamoğlu Özel ikilisi CHP’yi tanınmayacak hale getirdi. Bana soranlara: Devlet CHP’yi kurtarıyor dedim. Gördüm ki bu konuda daha iddialı konuşanlar varmış.
Dr. Erol Mütercimler anlatıyor “bunu söylediğimde bazılarının canları çok sıkılıyor ama Türkiye’de iki parti devlet partisidir. Biri CHP biri MHP. Devlet çatıyı bu iki sütun üzerinde korur. Butlan kararı ile devlet CHP’yi ayakta tutmaya çalışıyor” Sıkı bir Kemalist olarak bilinen Mütercimlerin iddiası böyle
Ayrıca Mitomani (söylediği yalana inanan) CHP’liler var ki hafazanallah!
Efendim CHP devleti kuran parti imiş. Hadi ordan! Sanki devlet diye bir şey yok, ne hikmetse CHP diye bir parti var o tarihte. O da dedi ki bir devlet kuralım ve oracıkta Türkiye Cumhuriyeti kuruldu öyle mi? Bunu okumuş yazmış takımı da söylüyor maalesef. Doğru olan şudur: devleti kuran kadro Eylül 1923 tarihinde CHP’yi de kurmuştur, CHP devleti kurmamıştır ve CHP tek partidir. İlk muhalefet partisi 17 Kasım 1924 tarihinde kurulmuş 5 Haziran 1925 tarihinde de devlete olağanüstü yetkiler veren Takrir-i sükûn kanunu ile kapatılmıştır. Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı'nı başlatan beş kişilik komutan kadrosundan Atatürk hariç tüm üyeleri, Terakkiperver Fırkası kurucularıdır. (Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy)
Butlan kararı en çok kime yarar?
Butlan kararının Kılıçdaroğlu’na kimlik avantajı sağladığı kesin. Kamuoyunda hatta parti tabanında bir kesimin gözünde Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel defolu birer figürdür. Onların yönetimindeki CHP skandallar partisi oldu. Kılıçdaroğlu ise haram lokma yemedim, arınacağız, hesap soracağım diyor. Bu çok avantajlı bir etikettir.
Ekrem İmamoğlu Mart 2019’da İBB başkanı seçilmişti. Kılıçdaroğlu’nun Özel’e kaybettiği Kasım 2023 tarihine kadar olan günahları Kılıçdaroğlu dönemindedir. Hatırlayın TV haberlerine konu olan istif istif para saymaları onun dönemidir. O dönemde lağım bu denli patlamadığı için Kemal Bey ve dönem masum gözüküyor.
Kılıçdaroğlu’nu beğenmem ve sevmem, Özgür Özel’i ise hiç sevmem. Bu ülkede siyasi üslup hiçbir dönem bu denli ucuzlatılmadı. Özgür Özel’i siyasi bir portre olarak tek kelime ile tarif et deseler sorusunu düşündüm ve çok sayıda tek kelime buldum. Söylesem on ikiden isabet ettin denecek kelimeler. Hakaret kabul ederler, dava açarlar endişesiyle hiçbirini yazmıyorum.
Muhalefet partileri demokratik sistemin olmazsa olmazıdır. Ne yazık ki ana muhalefet CHP yaşadığımız coğrafyanın bir ateş çemberi olduğunu bal gibi bildiği halde hem Kılıçdaroğlu hem de Özel döneminde maalesef siyasetimiz ucuzlatılıyor, utanıyoruz. Özel, İngiliz İşçi Partisi ve Başbakan Starmer için İmamoğlu’nun tutuklanmasına ses çıkarmadıkları için “terk edilmişlik hissediyoruz” diye sitem ediyor. Demek ki gen yapısı değişmiyor. 1908 yılında İstanbul’a gelen İngiliz elçisinin at arabasından Jon Türkler atların koşumlarını söküp yerlerine geçip at arabasını çekmişlerdi. Merhum Özal CHP ile ilgili, CHP´lilerin büyük dedeleri Mithat Paşa ve kinim dinimdir´ diyen Ispartalı Hüseyin Avni Paşa ekibidir. Dedeleri ise Jön Türklerdir demişti. Ayrıca CHP´yi biraz sıkıştırırsan Avrupalı dostlarına Türk devletini şikâyet ederler. Demişti.
Özgür Özel Avrupa’dan sonra Amerika’ya da şikâyet etti. Kılıçdaroğlu farklı mı? Onun döneminde de Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarını kurtarmaya çalışan ülkemiz için yardımcısı Ünal Çeviköz "Maalesef gelen haberlerde, Türkiye'den Azerbaycan'a silah yardımı yapıldığı ve söylentilere göre cihatçı grupların da Azerbaycan'a gönderildiği ifade ediliyor." Zırvalarını duyuyorduk. Al birini vur ötekine.
Savaşla burun buruna olduğumuz bir ortamdayız. İktidar ve muhalefet olarak müştereklerimizin çok olması gereken, omuz omuza mücadele etmemiz gereken bir zaman dilimidir bu. Ne yazık ki; Ülke gündemini CHP’nin belediyelerdeki, hırsızlık, yolsuzluk, uçkur skandalları, meşgul ediyor. Merhum Yazıcıoğlu “CHP sen bela mısın?” derken çok haklıymış.
Tarihçi yazar Said Alpsoy’un görüşünü aktararak bitirelim:
“Afrika’da sahra çölünün yönetimini CHP’ye verin, size garanti veriyorum 5 sene sonra kum sıkıntısı baş gösterir”