Bizde muhalefet evrilmiyor, devriliyor

Abone Ol

Kapitalizmin annesi olarak bilinen “Demir Lady” lakaplı ve sertliğiyle ünlü İngiltere’nin ilk kadın başbakanı Margaret Hilda Thatcher’e, en önemli icraatı sorulduğunda; rakibi İşçi Partisini değiştirdiğini, rakibindeki politika değişimini göstermişti.

Muhafazakâr partiden iktidarı devralabilmek için Tony Blair öncülüğünde İşçi Partisinde “yeni sol, üçüncü yol” söylemi ve politikaları geliştirilmişti.

Özet olarak anlatmak gerekirse;

Geleneksel sol ve sosyalist ideoloji: Toplumsal hak ve özgürlükler ile emekçi sınıfların çıkarlarını önceler. Karşısında ise sermayenin ve girişimcilerin haklarını gözeten liberal ekonomici yapı vardır.

Yeni sol / üçüncü yol (bir ara Blairizm olarak da anılmıştır) sadece emeğin işçilerin değil, toplumda sınıflar arasında tercih yapmadan tüm kesimleri gözeten bir siyasi düşünce olarak sunulmuş, “Liberal sol sentez” olarak adlandırılmıştı.

Bu sentezin batılı demokratik rejimlerin, yeni bir ideolojik tercihi olacağı fikri de ciddi yaygınlık kazanmıştı. Zaten Tony Blair’in ilk icraatlarından biri de özelleştirmelere karşı olan parti tüzüğündeki devletleştirme maddesini değiştirerek işe başlamak olmuştu. Sendikaların temsilcisi görüntüsünden uzaklaşarak 1997 seçimlerini bu yeni sentezle kazanan işçi partisi, ilk iki yıldan sonra bu sentezi anmaz olmuştu.

Sendikaların temsilci olma konusu ile ilgili bu yazının son bölümünde Türkiye ölçeğinde bir hatırlatmamız olacak.

2001 seçimlerine gelindiğinde İngiltere’de Yeni sol /üçüncü yol söylemi yerine; Tony Blair için “Yeni Muhafazakâr” hatta “Yeni Thatcherist” olduğu tartışılıyordu.

Çünkü toplumdaki gelir dağılımı adaletini daha fazla ihlal eden işçi partisiydi.

Aynen muhafazakâr iktidarlar dönemindeki gibi yoksul ile zengin arasındaki uçurumu daha da büyüten Blair, İşçi sendikaları ile bağlantısını da iyiden iyiye kesmiş, iş adamları ve zenginler ile bağlarını daha da güçlendirmişti.

Thatcher’ın “yerinde icraatlarını” ve “doğru yanlarını” açıktan açığa savunan Blair,

o dönemi tümüyle kötülemekten kaçınıyor ve “Ama artık onun ötesine geçelim ve daha iyisini yapalım” şeklinde konuşuyordu.

Seçim kazanma noktasında değerlendirirsek haksız mı idi?

Her ne kadar seçime katılma oranı düşük olsa da (%58) Tony Blair liderliğinde işçi partisi 2001 seçimlerinde 659 sandalyeden 413’ünü alarak büyük bir başarıya imza atmıştı. Seçim kazanılmıştı ama solcu İşçi Partisi muhafazakâr siyasete evrilmişti. Sonuçta Tony Blair’le bir değişim değil bir başkalaşım yaşanmıştı.

Türkiye’de ise Deniz Baykal, İsmail Cem; Anadolu Solunu gündeme getirmişti.

Burada da serbest piyasa ekonomisinin zararlı yönleri devletçe giderilmek üzere kabul ediliyor, çoğulcu demokratik bir düzen içerisinde farklı kimliklerin, farklı görüşlerin bir arada yaşama ve gelişme hakkının verilmesi esas alınıyordu.

(Anadolu Solunda; İdris Küçükömer Kemal Tahir gibi sol aydınların görüşlerinin esintisi yol göstericidir. Yerlidir ve bu topraklarda yaşamış medeniyetlerin kültürel değerlerini birer zenginlik olarak sentezler. Özünde devlet odaklı siyasetin yerini insan odaklı siyaset almaktadır.)

Bu fikri hareket aynı zamanda CHP’yi “merkezci, elitist devlet partisi” algısından kurtaracak bir yeni siyasi yürüyüş olacaktı.

Nitekim Bülent Ecevit liderliğindeki CHP’de 1973 seçimlerinde, halkla parti arasındaki mesafeyi kısaltmaya yönelip; o merkezci duruşunu değiştirince üst üste iki genel seçimin birinci partisi olmuştu. O dönemin siyasetini belirleyen ekipte de Deniz Baykal vardır. Partiyi merkezden çevreye, varoşa açan projenin sahibiydi.

Anadolu solu söylem olarak dillendirildi ama İsmail Cem DSP’ye geçince, Baykal yalnız kaldı. Hatta Baykal, için partiyi ulusalcı bir çizgiye taşıdı suçlamaları yapılsa da Baykal; duruşunu değiştirmediğini iddialı bir şekilde söylemiştir.

Deniz Baykal CHP’nin başından özel bir operasyonla uzaklaştırılınca; yerine getirilen Kılıçdaroğlu, selefinin ne siyasi derinliğine ne de entelektüel birikimine sahip değildi Üstelik partiyi mezhep ağırlıklı bir hale getirmişti. Bu nedenle de girdiği bütün seçimleri kaybetmiştir. Kılıçdaroğlu CHP’si yeni bir siyasi anlayış ortaya koymasa da sistem değişikliğinden dolayı ittifaklar sayesinde seçim kazanma şansı ortaya çıkmıştır. Zaten tek hesabı siyaset üretmek değil, oportünist reflekslerle ne olursa olsun seçim kazanmaktı.

Bu meyanda 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığını kabul ederek partisinden HDP’ne oy kaymasına neden olmuştu. HDP bu oy kayması sayesinde kritik eşik olan yüzde 10 barajını geçmiştir.

2018 cumhurbaşkanı ve milletvekili seçiminde de on bir sene önce (2007) TBMM’de yapılan oylamaya katılmayarak 367 gibi bir hukuksuzluğun yaşanmasına katkı koyan Kılıçdaroğlu bu sefer aynı Abdullah Gül’ün çatı aday olması için uğraşmıştır.

2019 yerel seçimlerinde ise Ankara’da MHP kökenli Mansur Yavaş, İstanbul’da ANAP kökenli Ekrem İmamoğlu, Antalya’da ANAP kökenli Muhittin Böcek’le seçim kazanan CHP’de adayların kimliklerine bakınca; partide bir farklılık olduğu görülür.

Değişim/Evrilme, parti siyasetinde olursa buna evrilme denir. Adayların kimlikleri ile evrilme olmaz. Ancak devrilme olur.

Sendikaların temsilcisi olmak

Kısa bir hafıza turu yapalım. Merhum Turgut Özal Sosyal Güvenlik Sisteminin arıza vereceğini önceden görmüş ve tedbir alarak kademeli olarak emeklilikte yaş uygulamasını getirmişti. (Hani EYT dediğimiz “emeklilikte yaşa takılanlar” var ya o konu) O dönem erkeklerde 5 bin iş günü, 25 yıl sigortalılık süresi varsa 43 yaşında bir erkek emekli olabiliyordu.

Bu kanunun 1.1.1990 yılında yürürlüğe girmişti. O ana kadar Bağ-Kur ve SSK’da bir sürü af, borçlanma gibi yasalar çıkarılmış çok sayıda insan emekli olmuştu. Bütün bunlar sistemi zora sokan seçime yönelik çıkarılan kanunlardı. Bazı kanunlar iyi niyetle çıkarılmıştı ama hak edenlerin yanında istismar edenler de emekli olmuştu. Hulasa SGK açısından deniz bitmiş sistem kayalara çarpmak üzereydi.

Özal köşke çıkar, 1991 erken genel seçiminden Süleyman Demirel liderliğindeki DYP birinci parti olarak çıkar. Erdal İnönü liderliğindeki SHP ile (Bugün ki CHP) koalisyon kurulur. SHP o dönem sendikaların temsilcisi gibiydi. Koalisyon hükümeti gelir gelmez Özal’ın emeklilikteki kademeli geçiş kanununu iptal etti. SGK ilk kez o sene açık vermeye başladı. Her sene açık büyüdü ve bütçede kara delik oluştu.

Yaşar Okuyan bunun müsebbibi DYP-SHP hükümetidir dediğinde; Demirel ile atışmasına şahit olduk. Okuyan o konuda haklıydı. Aslında Demirel tek başına iktidar olsaydı o yasayı iptal etmezdi düşüncesindeyim. Ortağı SHP, işçi sendikalarının hükümetteki temsilcisi gibi davranmış, hesaba kitaba bakmadan yasa iptal edilmişti.

Refahyol (Erbakan-Çiller) hükümeti de SGK için kurtarma yasası çıkarmıştı. Maddelerden biri de 3 yıl emekli olmamak şartı ile Bağ-Kur’da basamak satın alma hakkı verilmişti. Hiç unutmuyorum yaşım geldiğinde en üst basamaktan emekli olabilmek için tam 381 milyon (Sıfır bir araba parası) ödemiş basamak yükseltmiştim. Hizmet süresi ve yaşımı doldurup Bağ-Kur’da en üst basamaktan emekli olmuştum.

Kemal Kılıçdaroğlu Emeklilikte yaşa takılanlara sizin sorununuzu çözeceğim diye söz verince EYT ile ilgili kanun (CB Erdoğan’ın hiç gönlü olmamasına rağmen) çıkarıldı. Bugün 17 milyon civarında emeklisi olan bir ülkeyiz. Batıda 7 kişi bir emekliyi finanse ederken bizde neredeyse iki kişi bir emekliyi finanse ediyor. Bu sebeple emekli maaşları şimdilik arzu edilen seviyede değil. Türkiye’de emeklilerin yarısından daha fazla bir kesimi halen ek bir iş yapıyor. Batıda böyle bir durum söz konusu olmaz. Ayrıca batıdaki emeklilik yaşı ile bizde ki emeklilik yaşı arasında ciddi fark vardır. Hemen her ülkede emekli olabilmek için bizden 5 ila7 yıl daha yüksek yaş sınırı vardır.

Emeklilik konusuna girince; Milletvekili emekliliğini gündeme getirenler olacaktır. Bilinen en önemli yanlış iki yıl vekillik yapan emekli olur yanlışıdır.

Burada bir savunma yapmıyorum işin doğrusunu yazıyorum çünkü açıklama yaptığım çok kişi biz böyle olduğunu bilmiyorduk diyor. Ayrıca bu konuda hep Ak Partili vekillere değil bütün siyasi partilerden seçilen vekillere de aynı sorular yönetilmelidir.

Milletvekili her vatandaş gibi yaş, gün ve süre ne ise onu doldurunca emekli olur.

Sözü edilen iki yıllık süre: emekli olan Milletvekili en az iki yıl vekillik yapmışsa emekliliği “milletvekili emekliliğine intibak ettirilir” Bu emeklilik sistemi de olmasa

Türkiye’de Milletvekilliğini sadece zenginler yapabilir.

23.Dönemde beraber mecliste görev yaptığımız üç arkadaşımız kanunda aranan şartları henüz dolduramadıkları için emekli olamamıştı. Bu arkadaşlar daha sonra günlerini ve süreleri doldurup emekli olabildiler. Birinin ismini vereyim. Sedat Kızılcıklı arkadaşımız bırakın iki yıl vekillik yapmayı iki dönem (22-23 dönem/3 Kasım 2002’den 12 Haziran 2011 tarihine kadar 8 sene 7 ay 9 gün) vekillik yaptı ama emekli olamamıştı. Daha sonra yaş, süre ve gün sayısını doldurup emekli olmuştur.

Ben TBMM’de görev yaparken Milletvekili maşları Türkiye’de 39.sırada idi. Yani Milletvekillerinden önce 38 farklı statüdeki kişiler daha fazla maaş alıyordu. Vatandaş bunların kim olduğunu bilmez, bilse de yanına gidemez. Milletvekili ise devamlı halkın içinde olduğu için vekille yüz göz olmak kolaydır ve bu siyasette gereklidir. Çünkü vekillik sorun çözmek ve hizmet etmek içindir. Bu sebeple halkla iç içe olmak mecburidir. Bu arada vekili yakaladık vurun abalıya da siyasetin tuzu biberidir.

Bu arada bir efsaneyi daha doğrusu Atatürk’ün söylediği iddia edilen bir palavra var onu açıklayalım. Güya Atatürk Milletvekili maaşları için “öğretmen maaşını geçmesin” demiş. Devletin kayıtları ortada. Böyle bir söz ve uygulama yoktur. Öğretmenlere ödenen maaşlar ve vekillere ödenen maşlar devlet kayıtlarında var. Ayrıca bunu söyleyenler Atatürk zamanından bir ispat belgesi getiremiyorlar.

Peki Milletvekilleri o zaman ne kadar ücret alıyordu. 1929 yılında Net 308 Lira. Bugüne uyarladığınızda 255 Gr. Altın eder. Gramını piyasanın çok altında 6 bin liradan alsak bir milyon beş yüz otuz bin lira ediyor. Bu arada 300 lira da her milletvekilinin tahsisatı vardı. Bunların ikisini bugüne uyarladığınızda dudak uçuklatır. Demek ki öğretmen maaşı ile zerre ilgisi yoktur. O günün gazetelerine bakınca öğretmenlere

16 lira ile 80 lira arasında ücret ödeniyordu. Bir yalan söyleyip yalana Atatürk ismini yapıştırdın mı sosyal medyayı yıkarsın. Yapılan budur.

Vatandaş haklı olarak kendi emekli maaşı ile vekil emekli maaşını kıyaslar. Biri bana bu konuyu sorduğunda şunu demiştim. Mevcut Milletvekili sayısı 600. Abartarak Emekli vekilleri mevcut vekillerin 20 katı olarak alalım 12 bin eder ki böyle bir rakam yoktur. Yine de bütçe kıyaslaması yapınca 17 milyonun yanında 12 bin kişiye ödenen meblağ bütçe rakamı olarak çok küçük kalır.

Şunu da net olarak söyleyelim: Emekli maaşları uygun seviyeye gelince Milletvekili maaşları vatandaşın umurunda bile olmaz. Yapmamız gereken ekonomiyi düze çıkarıp emeklilerin yüzünü güldürmektir. Bu konuda CB Erdoğan’ın çok samimi çalışma başlattığından şüphemiz yoktur.

Bir anı ile bitirelim.

CHP’li Milletvekili merhum Kemal Demirel ile Yunanistan Gümülcine ve İskeçe ziyaretimiz olmuştu. TBMM tarafından Sadık Ahmet’i anma programına katılmıştık Orada öğrendik.

Yunanistan’da seçilen Milletvekiline sıfır Mercedes araba tahsis ediliyor.

Üç yıl sonra o araba alınıp yenisi veriliyor.

En yakın hava alanından başkent Atina’ya 50 adet uçak bileti veriliyor.

Her vekile 7 eleman tahsis ediliyor.

Her vekilin seçim bölgesinde ofisi var. Kimi elemanlar ofiste kimi de başkent Atina’da. Bunların yanında 7 bin avro maaş veriliyor.

Kemal bey bana: “Ya hu Hayrettin bizi vekil olarak transfer ederlerse gidelim mi?”

Diye espri yapmıştı.

{ "vars": { "account": "G-5Y3NLJ44B6" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }