“Onlar ki verir laf ile dünyaya nizamat (kanun düzen) Bin türlü teseyyüp (ihmal, kusur, pislik) bulunur hanelerinde” (pislik çevirisi Çetin Altan’a aittir) Ziya Paşa’nın “Terkib-i Bend” adlı eserinde geçen bu veciz ifade batı medeniyetinin “Efradını Cami Ağyarını Mani “ (ne eksik ne fazla) tarifidir.
ABD her sene devletler için “demokrasi, insan hakları, özgürlükler, adli yapı vb) konularında raporlar hazırlar. Bu raporlarla “Nizamat” vermeye kalkar, tavizler alır, taviz vermeyene yaptırım uygular. Yıllarca 24 Nisanlarda ABD başkanı “Ermeni tehciri” için ne diyecek sıkıntısı yaşandı. Lobi faaliyetleri başlar, bakanlar elçiler seferber olur aman soykırım demesin. Üzerinden 100 yıldan fazla zaman geçmiş, kendi adalet kurumları Ermeni iddialarına defalarca ret kararı vermiş biz yine Kovboy ne diyecek heyecanını yaşadık. Bir kere bu konu siyasilerin ve parlamentoların karar vereceği bir konu değil, tarihçilerin ortaya koyacağı delillerle mahkemelerin karar vereceği bir konu. Bir kere “soykırım” suçunun varlığı için mahkeme kararı gerekir. Yargılama o ülkenin yerel mahkemesinde ya da “Uluslararası Ceza Mahkemesi (Lahey Yüksek Adalet Divanı.)” kararı ile vücut bulur. Bunun dışında hiçbir merci soykırım hükmü veremez. AİHM Büyük Dairesi “parlamentoların ve hükümetlerin soykırım konusunda hüküm kurmaya yetkili olmadığına” karar vermiştir. İşgal kuvvetleri İstanbul’da iken her türlü inceleme ve muhakeme yoluna gittiler amma; soykırım suçlaması yapamadılar. Bütün dünyaya meydan okuduk. Biz arşivlerimizi açtık. Her ülke elindeki belgeyi ortaya koysun dedik ama onlar; “kış kışlığını” alışkanlığıyla “Parlamentolarında” karar aldılar. Erbakan Hocam merhum bu gibi durumlarda sertçe “Hadi ordan!, hadi ordan!” derdi. Çok edepli ve kibar insandı Kılıçdaroğlu gibi küfürlü cümleler kurmaz, sağ avuç içiyle sol eli üzerine şak! Diye vurup hareket çekemezdi. KK keşke Joe Biden’e “senin ananı an an” diyebilse. “diyemez çünkü göZü yemez” ama batının ikiyüzlü liderleri hakareti hak ediyor.
Bütün bunların sebebi Türkiye’yi yutmaktır. Avuçlarında tutmaktır. Karşı koyunca havlama sesleri durmaz. Havlasınlar, yeter ki biz diz çökmeyelim. Bize olmadık iftira atanların sabıka kayıtlarına bizde bakmalıyız. Sadi Şirazi pek güzel ifade etmiş: “Kusuru kendisine söylenmeyen adam, ayıbım hüner sanır”.
Dünyanın en vahşi geçmişine sahip ülkeleri ABD ve Avrupa ülkeleridir. Bu ülkeler sömürgecidir ve ırkçıdır. Özgürlükler ülkesi diye yutturulan ABD sadece Kızılderililere değil, siyahlara da vahşet uygulamıştır. Şu insanlık dışı bilgiyi okuduğumda donup kalmış, inanamamıştım. “Florida'da 19 ve 20. yüzyıl arasında, deri sektörü için yapılan timsah avında zenci çocukları yem olarak kullanılmıştır”. ABD'li tarihçiler zenci bebeklerin yem olarak kullanıldığını kabul etmiştir. Köle sahipleri kölelerin çocuklarını zorla alıp avcılara satıyordu. İşte Amerika’nın taze geçmişi, Anadolu da bin yıldır varız, bizim tarihimizi mikroskopla incelesinler böyle bir leke bulabilirler mi?
Çok geriye gitmeye gerek yok. ABD'de 1950'lerde ırkçılıkla mücadele etmek için “Sivil Haklar Hareketi” ortaya çıkar. 1 Aralık 1955'te Rosa Parks adlı bir zenci kadın Jim Crow yasaları gereği otobüste yerini beyaz vatandaşa vermediği için tutuklanır,
(1880-1960 arasında Amerika'da uygulanan, siyahlar ve beyazların aynı ortamları paylaşmalarını yasaklayan kanunlardır.) Biraz açıklayalım: otobüslerdeki ilk 4 sıra koltuklar beyazlara aitti. Siyahlara en arka koltuklar ayrılmıştır. Ortadaki değişken statülü koltuklarsa beyazların sıraları doluncaya kadar siyahların da oturabilecekleri koltuklardı. Beyazların sıraları dolduğunda siyahlar oturdukları bu koltukları boşaltıp daha arkaya geçmek zorundaydılar. Eğer arkada da yer yoksa ayakta durmaları, eğer ayakta duracakları yer de yoksa otobüsten inmeleri gerekiyordu. Şaka değil Amerika’da 1960 yılına kadar tatbik edilen bir kanundur. Tutuklanan Rosa Parks itaatsizlikten para cezasına çarptırılmış, aldığı ölüm tehditleri ve beyazların ona iş vermemesi nedeniyle önce Virginia’ya, bir yıl sonra da Detroit’e taşınmıştır.
Zenciler Martin Luther King, öncülüğünde Montgomery otobüs boykotu düzenler, Tabi ki öldürülen linç edilen zenciler olmuş, sonuçta Siyahlar ve Beyazlar aynı otobüslere birlikte binmiştir. King, 1965'te siyahların oy hakları için kalabalık bir grupla Alabama Selma'dan Montgomery'e kadar yürümek istedi. Yürüyüş sırasında yine ölenler ve yaralananlar olmuş, Irkçılık karşıtı kitle eylemleri sonunda 1965 yılında siyahlar, oy verme hakkına kavuşmuştur.
Bu günden bakınca yok canım diyebilirsiniz ama o günlerde;
Restaurantlarda iki kapı vardı. Biri beyaz girişi diğeri renkli girişi (zenci, Kızılderili)
Otobus durakları beyazlar için ayrı, zenciler için ayrı idi.
Otobüslerde beyazlar ön tarafta zenciler ise arkada “colored passengers”
(renkli yolcular) yazan bölümde oturabilirdi çünkü kanun böyleydi.
Trenlerde de Vagonlar ayrıydı
Taksilerde ise “white only” yazıyordu. “Sadece beyaz” siyahlara hizmet yoktu.
ABD’de bu ayrımcılık hala bitmiş değil, polislerin zencilere davranışı ortada.
Ermeni kışkırtıcısı Fransa
İnsanlık tarihin en büyük soykırımlarından kabul edilen, yakın bir tarihte işlenen 800 bin kişinin öldüğü 1994 “Ruanda soykırımı”nda da Fransa'nın rolü olduğu ortaya çıktı. Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998'de verdiği mülakatta, "O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil." ifadesini fütursuzca kullanmış kuduz bir şahsiyettir.
Soykırım dönemine dair arşivler üzerindeki "devlet sırrı" yasağı kaldırılmasına rağmen, Eski Cumhurbaşkanı Mitterrand tarafından konulan ikinci bir yasak nedeniyle Fransa’da söz konusu soykırım arşivlerine erişim engellenmiştir..
Fransa Anayasa Mahkemesinin Eylül 2017'de Ruanda soykırımı hakkında çalışmalar yapan bir araştırmacının, soykırım dönemine ilişkin cumhurbaşkanlığı arşivlerine erişim talebini reddettiğini de bilmenizi isterim.
Hulasa-i kelam:
Batı güvenilmezdir, batı kalleştir. Argo ama daha veciz bir ifade ile;
Batı işine geldiğinde deve, işine geldiğinde kuştur ama her zaman Puşttur!.